HÂŞİMÎ ARAP İSYANI’NIN BAŞLAMASI

HÂŞİMÎ ARAP İSYANI’NIN BAŞLAMASI
04-02-2026

Giriş…

Bu makalenin konusu devam eden I. Dünya Savaşı’nda Şerif Hüseyin önderliğinde 5 Haziran 1916 tarihinde çıkarılan ve Mondros Mütârekesi’ne dek devam eden Hâşimî Arap İsyanı’na ilişkindir.

Şerif Hüseyin’in Hayalleri…

Şerif Hüseyin, [1] 1915 yılının ikinci yarısından Ocak 1916 ayı başına dek devem eden Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri Henry McMahon [2] ile karşılıklı mektuplaşmalar sonunda Osmanlı Devleti’ne karşı çıkaracağı ve İngilizler ile de işbirliği içinde olacağı bir isyan karşılığında Arabistan’dan Toroslara kadara uzanan ve başında da kendisinin olacağı geniş bir Arap İmparatorluğu isteğine MacMahon’dan muğlak ifadelerle de olsa olumlu cevap alır.

Şerif Hüseyin’in Talepleri…

Şerif Hüseyin bu gelişmelerin hemen ardından Enver Paşa’ya isteklerini belirten bir telgraf çeker. Bu telgrafın bir suretini de (İngilizlerin öncülüğünde kurulan ve 1921-1932 yılları arasında da Irak Krallığı yapacak olan) oğlu Emir Faysal 11 Ocak 1916 tarihinde Cemâl Paşa’ya verir.

Şerif Hüseyin, bu telgrafta, kendisinin Hicaz’da [3] rahat durması isteniyorsa [Medine’nin kuzeybatısındaki) Tebük’ten Mekke’ye kadar uzanan Hicaz’ bölgesinde idarî özerkliğinin kabul edilmesini ve emâneti de babadan büyük oğula geçmek üzere ömrü boyunca kendisine verilmesini istedi.

Şerif Hüseyin’in bu isteği Osmanlı Devleti tarafından yeterince ciddiye alınmamıştır. Hatta Hicaz Vali ve Komutanı Gâlip (Pasinler) Paşa da böylesi bir dönemde Şerif Hüseyin’in hareketlerini denetleyeceği yerde bahse konu telgrafın gönderilmesinden bir ay sonra sağlık sorunları nedeniyle görece serin bir yerleşim merkezi olan (Mekke’nin güneydoğusundaki) Taif’te yazlığına çekilmiş ve ayaklanma sırasında da orada bulunmuştur.

Arap Aydınların ve Örgütlerin Bağımsızlık Düşünceleri

Arap aydınlar nezdinde yeni bir şey olmayan bağımsızlık düşünceleri ve bağımsızlık yanlısı örgütler 1865 yılından itibaren artarak devam etmişti.

Kasım 1914 ayı sonundan Temmuz 1917 ayı ortasına dek 4. Ordu Komutanı, Suriye Askerî Valisi ile Suriye ve Batı Arabistan Genel Valisi olarak görev yapan Cemâl Paşa’nın yerel halka, yerel ayrılıkçı Arap hareketlerine ve aydınlarına karşı tavrı net ve kararlı oldu. Bu çerçevede Şam Yönetimi tarafından 32 Arap aydının idam edilmesine karar  verilmesinin ardından Mekke Emiri Şerif Hüseyin tarafından bu aydınların idamının engellenmesine yönelik Şam Yönetimine yapılan girişimler sonuç vermedi ve bahse konu Arap aydınlar idam edildi.

Mark Sykes’in Gözlem ve Önerileri…

Orta Doğu’da uzun bir inceleme gezisine çıkan İngiliz Hükûmetinin Orta Doğu özel temsilcisi Mark Sykes, [4] İngilizlerin, Orta Doğu’ya müdâhil olmadan bu savaşı kazanamayacağına kanaat getirerek ve bu çerçevede bölgedeki Arapları Türklere karşı ayaklandırmak üzere Kahire’de bir Arap (İstihbârat) Bürosu kurulmasını önerdi. İngiliz Hükumeti de Araplarla yakın ilişkiler kurulmasına karar verdi ve Arapların isteklerini dikkate aldı.

David Lloyd George Hükûmeti…

David Lloyd George Hükûmeti dört bir yandan Orta Doğu’yu kuşatma çabasındaydı. İngiltere bir yandan Şerif Hüseyin ile pazarlıklarını sürdürürken, diğer yandan da Şam’daki Cemâl Paşa’dan şikâyet eden Arap muhaliflerle görüşüyordu.

Geniş Bir Krallık…

Şerif Hüseyin Osmanlı Devleti aleyhine İngiltere’ye vereceği destek karşılığında Arabistan, Filistin, Lübnan, Suriye ve Irak bölgesini içine alan geniş bir krallık istiyordu. İngiltere her ne kadar Şerif Hüseyin’in bu taleplerini alenen onaylamasa da İngiltere’nin bu çabaları sonucu Şerif Hüseyin, İngilizler ile iş birliğine razı oldu.

Hicaz-Necid İhtilafı…

Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki toprakları arasında yer alan Hicaz’da da sıkıntı vardı. Mekke ve Medine’yi de içeren ve 300.000 km² genişliğinde bir coğrafya olan Hicaz bölgesi, bu bölgeyi Osmanlı hâkimiyeti altına alan Yavuz Sultan Selim’den beri özerk bir yapıdaydı. I. Dünya Savaşı öncesinde bu bölgenin yönetiminin başında Şerif Hüseyin bulunmaktaydı. Şerif Hüseyin, bu bölgeye yönelik İngiliz politikaları ile rakibi (Arabistan’ın orta) Necid Bölgesinin hâkimi İbn Suud [5] arasında sıkışmıştı. Öte yandan Şerif Hüseyin, İttihat ve Terakkî (İvT) yönetiminin kendisini görevden alacağı hususunda da endişe içindeydi. I. Dünya Savaşı yaklaşırken Arap emirleri, Araplar ve İvT arasındaki ilişki Araplar adına daha da sıkıntılı olarak algılanmaya başlandı.

Thomas Edward Lawrence…

Araplar ile irtibat kurmak ve onların Türklere karşı öfke duymaları için ihtiyaç duyulan şey onları kazanacak ve Türklere karşı kışkırtacak bir ajandı. Kahire’deki Arap bürosunda görev yapan Thomas Edward Lawrence [6] bu görev için biçilmiş bir kaftandı. Oxford’da eğitim görmüş olan Lawrence iknâ kabiliyeti yüksek, doğu geleneklerini bilen, Türkçe, Arapça, Süryanice ve Batı dillerini bilen, bölgeyi çok  iyi  bilen  ve  bölgedeki  Arap aşiret liderlerini de tanıyan bir arkeologdu. 1910 yılından beri birçok kez bölgeyi ziyaret etmiş, Arap ileri gelenleriyle dostluklar kurmuştu.

Döneme ilişkin çalışma yapan kimi tarihçiler Arap İsyanında gerek Arap aşiretlerin yaptıklarının gerekse de Lawrence’in rolünün İngilizler tarafından abartılmış olduğunu belirtmektedirler.

İngiltere’de Yeni Kabine…

Müttefiklerin Çanakkale Cephesi’nde yaşadıkları hezimet sonrasında İngiltere’de 1908 yılından beri başta olan Herbert Asquith Kâbinesi 5 Aralık 1916 tarihinde istifa etmiş, yerine ise Türk düşmanlığı ile Haçlı düşüncesine sahip ve ülkesindeki Angilikan Kilisesinden ziyade ABD’deki Evangelish Kilisesine daha yakın bir siyâsetçi olan David Lloyd George [7] başında bulunduğu kâbine işbaşına gelmişti (06.12.1916).

Çanakkale’de alınan büyük yenilgi, yeni İngiliz Hükûmetinin dikkatlerini Orta Doğu’ya yoğunlaştırmasına sebep olmuştur. Diğer yandan Lloyd George da Batı Avrupa’da statik hâlde devam eden savaşın kilidini Orta Doğu’da Türklere karşı kazanılacak bir zafer sonucu açılacağına inanıyordu.

Yegâne Yol…

İngilizlerin Irak’taki Kûtü’l-Amâre yenilgisinin (29.04.1916) ardından Orta Doğu’daki stratejik çıkarlarını sürdürebilmesinin yegâne yolu olarak Arap İsyanı daha bir önem kazanmıştı. 16 Mayıs 1916 tarihinde Sykes-Picot Antlaşması imzalandıktan sonra başa geçen (06.12.1916) Lloyd George Hükûmeti, Filistin’in, İngiltere’nin Orta Doğu’daki stratejik çıkarları açısından çok önemli olduğunu gördü ve sonraki politikalarını da bu noktaya göre ayarladı.

Başlayan Hâşimî Arap İsyanı…

İngilizlerin vermiş oldukları bu sözlerle aldatılan Şerif Hüseyin ve Haşimî Araplar, 5 Haziran’da Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanıyordu. Şerif Hüseyin liderliğindeki asiler, 14 Temmuz’da Mekke'deki küçük Türk garnizonunu esir ettiler.

Araplar arasında nüfuz kavgalarının yoğun olması nedeniyle Hicaz’daki Arap aşiretleri arasında tam bir birlik sağlanamamıştı. Bu nedenle Arap isyanına katılan kuvvetin mevcudunun Haziran 1916 ayı sonu itibariyle 50.000 kişi olduğu tahmin edilmektedir. Bu kuvvetlerin çoğunda tüfek dahi yoktu.

Şerif Hüseyin’in Beyannâmesi…

Şerif Hüseyin, dinî ve siyasî bir nitelik taşıyan bu isyanına halkın desteğini sağlamak üzere yayımlamış olduğu iki beyannâmesinde, sebep olarak

İttihat ve Terakkî Cemiyetinin devlet işlerindeki kötü idaresini; Osmanlı saltanatı ile bütün Müslümanların arasında yegâne bağı oluşturan Allah'ın Kitabı ve Rasulullah'ın Sünnetini ihlâle cüret etmelerini; Rasulullah'ın hayatını İçtihad Gazetesinde ağza alınmayacak tabirlerle tahkirde bulunmalarını ve mirasta eşitliği desteklemek gibi Kur'an ayetlerini yürürlükten kaldırmaktan çekinmemelerini; bunlara ilave olarak Ramazan'da askerlerin oruç tutmalarını yasaklayarak İslamiyet'in beş esasından birini yıkmaya kalkışmalarını; Hâlifenin bütün haklarını gasp etmelerini; ArabIardan ileri gelen kimseleri asmalarını ve mukaddes yerlere hürmet ve saygı yerine alayla mukabelede bulunmalarını”

göstermiş ve Arap halkından kendisine destek vermelerini istemiştir.

İsyanın Ardından…

İsyanın ardından Ekim 1916 ayında Yüzbaşı Lawrence, İngiliz diplomatı Sir Ronald Storrs'la birlikte, deniz yoluyla Arabistan'a gitmiş, orada, Şerif Hüseyin'in ikinci oğlu (daha sonra İngiliz mandasındaki Ürdün’ün Emiri ve Ürdün Krallığının kurucusu) Emir Abdullah ile (daha sonra Hicaz Krallığının Şerif Hüseyin’den sonraki ve son kralı olacak) Emir Ali ve onun genç üvey kardeşi Zeyd iIe, daha sonra da onların Medine yakınlarında bulunan kardeşi Emir Faysal ile görüşmüştür. Yerel kıyafete ve yerel yaşama uyum sağlayan Lawrence kimlik değiştirirken Orta Doğu da sancılı geleceğin eşiğindeydi.

İsyanın İlk Evresi…

Hâşimî Arap İsyanı’na başlangıçta çok az Arap destek vermişti. İsyancılar eğitimsiz ve disiplinsizdi. İsyanı başlangıçta oldukça cılız olduğundan kayda değer sonuç da alamamıştı. İngiliz desteği ve Mısır’daki İngiliz kuvvetlerinin bu isyana verdiği destek de Arap İsyanı’nın büyümesine yetmemişti. Şerif Hüseyin, Müslümanların tepkisini çekebileceği düşüncesiyle İngiliz kuvvetlerinin kutsal beldelere (Mekke ve Medine’ye) girmesine de izin vermedi.

Bernard Lewis’in İfadeleri…

İngiliz asıllı ABD’li orta Doğu tarihçisi Bernard Lewis (1916-2018), “nasıl ki İngilizlerin, Arapları, Osmanlı aleyhine isyan ettirme çabası içinde olmuşsa, Osmanlı Devleti’nin de Hindistan Müslümanlarını İngiltere aleyhine isyan ettirme çabası içinde olduğunu, her iki ülkenin de bu oyunu karşılıklı olarak oynadıklarını, Osmanlı’nın bu konuda başarılı olamadığını, İngilizlerin ise bu konuda başarılı olduğunu” belirtmektedir.

Lawrence’ın Asileri Yönlendirmeleri…

İngilizler, başlayan Arap İsyanına ve Kızıldeniz’e hâkim olmalarına rağmen  Hicaz  bölgesindeki  Osmanlı  etkisini geriletemedi. Bunun üzerine İngilizler, Lawrence kanalıyla Arap aşiretleri gerilla savaşlarına yönlendirdiler. Bu çerçevede Hicaz Demiryolunun sabote edilmesini, telgraf hatlarına sabotajlar yapılmasını ve ikmâl hatlarına saldırılar yapılmasını sağladılar. İngilizler, Arap aşiretlerin isyana katılımını artırmak ve böylece isyanı büyütmek için aşiretlere cömertçe altın dağıtıyor ve aşiretlere çölde savaşacak uzman desteği sağlıyordu.

1916 Yılı Sonu İtibarıyla…

Haziran 1916 ayında başlayan Arap İsyanı, İngilizlerin de tüm destek ve gayretlerine rağmen, 1916 yılı sonu itibarıyla de hâlâ cılızdı ve asiler kayda değer bir başarı da elde edememişlerdi.

Abartılı Bir Değerlendirme…

Kimi yazarların iddia ettiği gibi “Cemâl Paşa’nın bölgedeki Arap ayrılıkçılara ve aydınlara yönelik zecrî uygulamaları ile Arap İsyanı arasında birebir ilişkilendirme yapılması” abartılı bir değerlendirmedir. Zira, Arap İsyanı, Cemâl Paşa’nın bahse konu icraatlarından çok sonra ve Osmanlı Devleti’nin savaşı kaybetme ihtimâli belirdiğinde, Lawrence’ın, Arap aşiret reislerine rüşvet olarak ve cömertçe dağıttığı altınlar ve Şerif Hüseyin’in bağımsız bir Arap devleti idealini hayata geçirmek için McMahon’la anlaşarak İngiliz desteğini sağlaması üzerine başlamıştır.

Öte Yandan…

Öte yandan daha önce de ifâde edildiği üzere Arap aydınlar nezdindeki bağımsızlık düşünceleri ve bağımsızlık yanlısı örgütler 1865 yılından itibaren artarak devam etmiş olup, 5 Haziran 1916 tarihinde Şerif Hüseyin önderliğinde çıkan ve 1917 sonlarından itibaren katılım ve kapsam itibâriyle ivme kazanan isyan uzun bir tarihî birikimin sonucudur. Bu itibarla Cemâl Paşa’nın bağımsızlık yanlısı faaliyetlere yönelik kararlı tavrı ile Arap İsyanı arasında bir sebep-sonuç ilişkisi söz konusu olmayıp, bu uygulamalar olsa olsa er geç çıkacak olan bir Arap isyanında, isyanın önderleri ve buna destek veren aydınların argümanlarını kuvvetlendirecek bir bahâne olabilir.

 

Sonuç…

Modern Ortadoğu’nun şekillenmesine yönelik 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde meydana gelişmeler sonraki yazılarımızda farklı başlıklar altında devam edecektir.

 © 2026. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

SONNOTLAR

[1] Şerif Hüseyin (1972-1931), 1908-1916 yılları arasında Mekke Şerifi, 1916-1924 arası Hicaz Kralı olan Arap lideri. 1893 -1908 döneminde İstanbul’da yaşadı. 1908 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından Mekke Şerifi olarak atandı. I. Dünya Savaşında Arapların bağımsızlığı için ayaklanma başlattı (05.06.1916) ve İngiltere’den de destek gördü. 1916 yılında bağımsızlığını ilan ederek kendini Hicaz Kralı ilan etti. Arabistanlı Lawrence ile birlikte isyana önderlik etti. Savaştan sonra kurulan bölgede kurulan İngiliz ve Fransız Manda yönetimlerini kabul etmeyerek, kendisini tüm Arap ulusunun kralı ilan etti. Versay  Barış Antlaşmasını kabul etmemesi nedeniyle, İngilizlerle arası açıldı. İngilizlerin Şerîf Hüseyin’in iki oğlundan Abdullah’ı Ürdün, Faysal’ı Irak kralı yapması Şerîf Hüseyin’in Arap dünyasındaki itibarını iyice sarstı.  Mart 1924 ayında TBMM tarafından halifeliğin kaldırılmasından sonra sonra, Mekke ve Medine'nin elinde olmasına dayanarak kendisini yeni halife ilan ettiyse de bu hareketi yakın çevresi dışında İslam dünyasının her yerinde tepkiyle karşılandı. Bu sıralarda Hicaz Krallığı, İngilizlerin desteklediği Suudi ve Vahhabî saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Bunun üzerinden Hicaz Krallığını büyük oğlu Ali’ye devrederek (Ekim 1924) Akabe üzerinden Kıbrıs’a giderek İngilizlere sığındı. Devam eden Suudî – Vahhabi saldırıları sonucu Kasım 1925 ayında Hicaz Krallığı Suudî-Vahhabi kuvvetleri tarafından yıkıldı ve toprakları da işgâl edildi. Şerif Hüseyin’in  Kıbrıs’taki sürgün hayatı, 1930 yılında rahatsızlanarak Ürdün emîri olan oğlu Abdullah’ın yanına gidişine kadar sürdü. Bir yıl sonra de öldü ve Kudüs’te defnedildi.

[2] Henry McMahon (1862-1949). İngiliz diplomat ve 1914-1917 döneminde Mısır Yüksek Komiseri olarak görev yapmış bir İngiliz Hindistan’ı Ordusu subayıydı. McMahon, Tibet ve en biri de I. Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’ne karşı başlatılan Arap İsyanında Lawrence’ın oynadığı role olan desteğiydi

[3] Hicaz, Kızıldeniz boyunca kuzeydeki Ürdün'den güneydeki Asir bölgesine doğru uzanır. Hicaz bölgesi, kutsal şehirleri (Mekke ve Medîne'yi) kapsadığı için İslâm âleminde önemli bir yere sahiptir. 1517 yılında  Osmanlı  yönetimine giren bölge, merkezi Mekke olan Medîne ve Cidde yanında Hicaz'la beraber üç sancaklı bir eyalet yapıldı. Eyaletin yönetimi, sözde Mekke şeriflerinin elindeydi. Ama 19. yüzyıl başlarındaki dinî ayaklanmalarla bu durum değişti; kutsal kentler Mekke ve Medîne, Vahhâbîler'in saldırısına uğradı. Osmanlı Devleti 1845 yılından sonra Hicaz'ı doğrudan yönetmeye başladı ve topraklarını birleştirmek amacıyla 1900-1908 arasında Şam’ı Medîne'ye bağlayan Hicaz Demiryolunu inşa ettirdi. I. Dünya Savaşı sırasında 1916 yılında, Şerif Hüseyin, Osmanlı yönetimine başkaldırarak demiryolunun bir kısmını imha etti ve kendini de Hicaz Kralı ilân etti. Şerif Hüseyin, Vehhabîlerin Hicaz’a saldırması üzerine 1924 yılında tahttan çekildi. Yerine geçen oğlu Ali de 1925 yılında aynı nedenle tahtı bırakarak ülkeden ayrıldı. İlk Suudî Devleti, Hicaz bölgesine de hükmediyordu. Necid Sultanı II. (Suud bin) Abdülaziz 1926 yılında Hicaz Kralı unvânını aldı. 1932 yılında da Hicaz, Necd ve onun denetimi altındaki diğer bölgeleri birleştirerek Suudî Arabistan Krallığını kurdu.

[4] Mark Sykes (1879-1919). Yakın ve Uzakdoğu’da incelemeleri ve bu bölgelerin iktisadî ve siyasî durumları hakkında yazmış olduğu kitaplarla tanınmış bir İngilizdir. I. Dünya Savaşı sırasında Mezopotamya ve Suriye’deki Müttefik çıkarlarının sınırlarını tespit etmek  için İngiltere tarafından Fransa ile görüşmeye memur edilmişti. 1916  yılındaki Sykes-Picot Antlaşmasını hazırlayanlardan biridir.

[5] İbn Suud (Abdülaziz El Suud) (1876-1953). Suudî Arabistan Krallığının kurucusu ve ilk kralıdır. 1890  yılında Reşidî Ailesi tarafından, yaşadığı Riyad  kentinden ailesiyle beraber Kuveyt’e  sürgün edilmiş ve gençliğini orada geçirmiştir. Yıllar sonra Osmanlı Hükûmetinden bölgede toprak satın alarak yurduna geri dönmüştür. Kardeşi Muhammed ve diğer kuzenleriyle birleşerek Reşidîlere saldırmış ve 1902 yılında Riyad  kentinin yönetimini ele geçirmiştir. Suud Ailesinin bölgedeki gücünden endişe duyan Osmanlı birliklerinin de desteğini sağlayan Reşidîler  1904 yılında yeniden harekete geçerek Necid  üzerinde hâkimiyet kurdularsa da bölge, uzun yıllar her iki taraf arasında güç mücâdelesine sahne olmuştur. Sonunda İbni Suud, Necid’de  kontrolü sağlayarak (1912)  bölgede organize bir güç durumuna gelmiştir. Suudî Hânedanı, Vahhabîlik  adlı dinî görüşün de savunucusudur. I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere  ile anlaşan İbni Suud, Mekke Şerifi Hüseyin ile birlikte Osmanlı  Devleti’ne savaş ilan etmiş, bunun karşılığında Suud Ailesinin toprakları İngiliz Hükûmetinin güvencesi altına alınmıştır. İngilizlerin  desteğini kazanan İbni Suud, Osmanlı’nın ve İnbi Reşid’in güçlerine karşı bir toplu saldırı başlatmış, bu sırada harekete geçen İbni Reşid, bölgedeki gücünü arttırarak egemenlik alanını İbni Suud aleyhine genişletmiş ise de 1920 yılında Reşidî kuvvetlerini yenen İbni Suud,  1922 yılında İbni Reşid’i tamamen yenilgiye uğratmıştır. 1924  yılında, İnbi Reşid kontrolündeki toprakların tamamının hâkimiyetini ele geçirmiştir.1924 yılında Hicaz’a giren Suud kuvvetleri Mart ayında Taif’i, Ekim ayında da bu ülkenin başkenti Mekke’yi ele geçirmiştir. Bunun üzerine Hicaz Kralı Şerif Hüseyin tahtını oğlu Ali’ye devrederek İngiltere’ye bağlı olan Kıbrıs’a sürgüne gönderilmiş, Aralık 1925 ayında halefi Ali de Hicaz’dan kaçmıştır. 10 Ocak 1926 tarihinde Mekke’-ye gelen İbni Suud “Necid ve Hicaz Kralı” olarak taç giymiş, bu olay üzerine yapılan Cidde Görüşmeleri sonucu İngiltere, Suud Ailesinin Hicaz’daki egemenliğini tanımıştır. 1927-1932  döneminde Arap Yarımadasının  kontrolünü ele geçirmek için birçok harekât düzenletmiş, Mart 1929  ayında emrindeki İhvan birlikleri Irak’ın bir  kısmını  işgâl  etmiş,  1932  yılında Arap Yarımadasının  neredeyse tamamını idaresi altına aldıktan sonra, Necid  ve Hicaz ülkelerini birleştirerek günümüzdeki SuudÎ Arabistan Krallığı’nı  kurmuştur. Aynı yıl, kendisini ilk SuudÎ Arabistan Kralı ilan etmiştir. 1938  yılında ülkesinde petrol bulunması sonucunda İbni Suud büyük bir servetin sahibi olmuş, ayrıca, ülkesindeki kutsal kentler olan Mekke ve Medine’nin korunması ve bakımını üstlenerek İslâm dünyasında büyük bir üne ve güce kavuşmuştur. 1953 yılında vefât etmiştir.

[6] Thomas Edward Lawrence (1888-1935). İngiliz arkeolog, askerî stratejist, casus ve yazardır. Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal komutasındaki düzensiz birlikler ile birlikte Osmanlı Ordusuna karşı gayrı nizamî harp yapmıştır. Akabe ve Şam'ın işgâlinde de önemli rol almıştır. I. Dünya Savaşı’nın sonlarında İngiliz Hükûmetini, Arapların bağımsızlığının İngilizlerin yararına olduğuna iknâ etme konusunda oldukça başarılı olmuştur. Arapların birçoğu, Osmanlı ve Avrupalı devletlerin hâkimiyetine karşı verdikleri özgürlük mücâdelesine önderlik etmesinden dolayı onu, Arap millî uyanışının öncüsü ve halk kahramanı olarak kabul ederler. Anılan dönemi 1926 tarihli "Bilgeliğin Yedi Sütunu" adlı otobiyografik eserinde anlatmıştır.

[7] David Lloyd George (1863-1956). David ön adı, Lloyd George ise soyadıdır. Liberal Partili bir İngiliz siyâsetçidir. 1905 yılında kabineye girmiş, 1908 yılında Maliye Bakanı olmuş, 1916-1922  arasında Başbakanlık yapmış, Başbakan Asquith liderliğindeki Liberal Parti 1916 yılında bölününce, Lloyd George, partinin bir kanadıyla birlikte ayrılarak Muhafazakâr Parti’nin desteklediği bir koalisyon hükûmeti kurmuş ve başbakan olmuştur (05.12.1916). I. Dünya Savaşı’nın son iki yılında, beş kişilik "Savaş Komitesi" ile İngiliz savaş politikasını yönetmiştir. Türk Kurtuluş Savaşı sürdüğü dönemde İngiliz Hükûmetini yönetmiş ve Osmanlı Türkiye’sine karşı son derece sert ve tâvizsiz bir politika izlemiştir. İzmir ve havalisinin, daha önce kendisine söz verilen güçlü İtalya’ya nazaran daha güçsüz olan Yunanistan’a verilmesi İngiltere’nin çıkarlarına daha uygun olduğundan Lloyd George, Yunanların İzmir ve havâlisini işgâl etmesine destek çıkmıştır. Ayrıca Sevr Barış Antlaşması , TBMM Hükûmetinin Sevr Barış Antlaşması’na direnmesi üzerine Yunan Ordusunun Anadolu’ya sürülmesi, 1921 Londra Konferansı’nda Sevr Barış Antlaşması’ndan tâviz verilmemesi, 1922 yazında Yunan Başbakanı Gunaris’in Anadolu’dan çekilme teklifinin reddi, Eylül 1922 ayında Çanakkale Boğazı nedeniyle Türkiye ile savaş noktasına kadar tırmanan gerilim hep Lloyd George’un şahsen yönettiği politikaların ürünüdür. Eylül 1922 ayında çıkan Çanakkale Krizi, Lloyd George’un başbakanlığının sonunu getirmiştir. Bu kriz döneminde sert politikası İngiltere’deki ve sömürgelerindeki politik elitler tarafından kabul görmeyince koalisyonun ortağı olan Muhafazakâr Parti 12 Ekim 1922 tarihinde hükûmetten çekilir. Böylece hem Lloyd George hem de lideri olduğu Liberal Parti İngiltere tarihinde siyâset sahnesinden kaybolur. Savaş sonrasında toplanan Paris Barış Konferansı, Lloyd George’un kariyerinin zirvesi olup. Paris’te kaldığı beş ay boyunca Fransa Başbakanı Clemenceau ve ABD Bşk. Wilson üzerinde kolay bir üstünlük kurar. Savaştan sonra

 

KAYNAKLAR 

Cemal Paşa, Hatırat, (Yayına haz.: Metin Martı), Arma Yay., 5. Baskı, İstanbul 1996; Fahri Belen, 20 nci Yüzyılda Osmanlı Devleti, Remzi Kitabevi, İstanbul 1973; Hülya Toker, “Birinci Dünya Savaşı’nda Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in İsyanı”, Beşinci Askerî Tarih Semineri Bildirileri I, Gnkur.Bsmv., Ankara 1996;  M. Derviş Kılınçkaya, Osmanlı Yönetimindeki Topraklarda Arap Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Suriye, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2004; Murat Çulcu, Arşivi Kaybolan Savaş Sina Filistin-Suriye Cephesi, Birinci Baskı, KASTAŞ Yayınevi, İstanbul 2009; Ömer Kürkçüoğlu, Osmanlı Devleti’ne Karşı Arap Bağımsızlık Hareketi 1908-1918, Ankara Üniversitesi SBF Yay., Ankara 1982; Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018;  Peter Hopkirk, İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun, (Çev.: Mehmet Harmancı), Birinci Baskı, Bilgin Yay., İstanbul 1995; Randall Baker, King Hussein and the Kingdom of Hejaz, The Olenader Press, Cambridge-England 1979; Salahi R. Sonyel, ”Albay T.E. Lawrence, Haşimi Araplarını Osmanlı İmparatorluğuna Karşı Ayaklanmaları İçin Nasıl Aldattı. İngiliz Gizli Belgelerine Göre (7 belge ile birlikte),” Belleten, 199, C. LI, S. 199, Ankara 1987, http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page= DergiIcerik, Erişim Tarihi: 15.12.2025; Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı (1914-1918), (Çev.: Abdullah Es), Gnkur.Bsmv., Ankara 1995.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?