Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Lübnan arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması ilk bakışta ekonomi ile ilgili görünse de aslında tamamen Doğu Akdeniz üzerinde oynanmış bir strateji satrancıdır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi böylelikle Türkiye'nin Doğu Akdeniz enerji havzasındaki hareket alanlarını daraltmak istiyor.
Bu tamamen o yönde atılmış bir adımdır.
Rum Yönetimi bunu yaparken de 1 Ocak 2026'dan itibaren üstleneceği Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı görevini kullandı.
Dönem başkanlığı sırasında Lübnan'a önerilen bir milyar euroluk yardım paketine yönelik destek sözü veren Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis, bunun karşılığında Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'dan böylesi bir anlaşma talep etti ve nitekim istediğini de aldı.
Söz konusu gelişme aslen anlık ve hızlı gelişen bir sürecin sonucu değildir.
Her iki ülke, yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Lübnan hükümeti 2007'de varılmış olan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasının onaylandığını bundan bir ay önce, 23 Ekim'de duyurmuştu.
Şimdi de üzerinde 2017 yılında anlaşmaya varmış oldukları Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını imzaladılar.
Bu noktada Türkiye anlaşmaya deniz yetki alanlarıyla ilgisi olmasa da Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına ters düştüğü gerekçesiyle tepki gösterdi.
Ortada bölgedeki güç dengelerini kaydırmayı hedefleyen hukuki boyutu kadar jeopolitik boyutu da olan bir konu var.
Türkiye anlaşmaya "Mavi Vatan" doktrinine vereceği zararı göz önünde tutarak asla onay vermeyecektir.
Hiç kimse, hiç bir devlet ve hiç bir güç, Türkiye'nin böylesi ve buna benzer oldu bittilere boyun eğmesini beklemesin.
Bölgede bugün yaşanan durumlar göz önüne alındığında Doğu Akdeniz'deki dengelerin belirlenmesinde her yolun mübah olduğunu ve her türlü gücün devreye girebileceğini kimse unutmasın.
Günün sonunda Lübnan hükümeti son derece yanlış bir strateji ile vebali büyük bir hataya imza atmıştır.
Özellikle son günlerde artan İsrail saldırıları karşısında iyiden zor duruma düşen Lübnan'ın yardımına kimin koşacağı, İsrail'e kimin dur diyebileceği ayrı bir tartışma mecrası niteliğindedir.
Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği'nin mali gücünü kullanarak attırdığı bu adım, ilk bakışta Türkiye'yi zorda bırakacağı algısını yaratsa da, bunun yanlış olduğu kısa süre içerisinde yaşanabilecek gelişmelerle ortaya çıkacaktır.