?>

Mikro Beslenme ve Tabağımızdaki Sessiz Kayıp

Senem Köse BEKTAŞ

2 saat önce

Mikro beslenme; vitaminler, mineraller, antioksidanlar ve iz elementler gibi vücudun çok küçük miktarlarda ama hayati derecede ihtiyaç duyduğu besin öğelerini ifade eder. Demirden çinkoya, D vitamininden magnezyuma kadar bu “küçük” kahramanlar; bağışıklığımızdan hormon dengesine, zihinsel performanstan enerji üretimine, duygu düzenlenmesinden berrak bir zihne, iyi ruh halinden kilo kontrolüne kadar pek çok süreci yönetir.

Ne var ki günümüz şartlarında tabağımıza gelen gıdalar, geçmişe kıyasla bu mikro besinler açısından daha fakir. Bunun nedenleri çok katmanlı: Toprağın yıllar içinde mineral kaybetmesi, yoğun ve tek tip tarım, erken hasat, uzun taşıma zincirleri, GDO’ lu besinler ve raf ömrünü uzatmaya odaklı işlemler… Sonuçta domates hâlâ domates gibi görünüyor ama içeriği dedemizin yediği domatesle  maalesef aynı değil.

Bu düşüş, “yiyorum ama doymuyorum” hissinin de açıklaması. Kalori alıyoruz, hatta fazla alıyoruz; fakat hücrelerimiz ihtiyacı olan mikro besinleri bulamıyor. Bunun sonucunda dünyada giderek artan obezite sorunu, sürekli bir yorgunluk hali, ruh beden zihin dengesinin bozulması, odaklanma ve dikkat problemleri, kronik rahatsızlıkların artması, demans alzheimer gibi hastalıların çok erken yaşlarda başlıyor olması, duygu durumlarında ani iniş çıkışlar vb ...Saymakla bitmeyecek hem fiziksel bedenimizi hem enerji bedenimizi olumsuz etkileyen bir çok problemle karşı karşıya kalmaktayız.

Çözüm mü? Mevsiminde ve çeşitli beslenmenin yeterli olamayacağı yapılan bilimsel çalışmalarda kanıtlanmış olsa da, bu sessiz kayıptan minumum düzeyde etkilenmek için  mümkün olduğunca mevsiminde ve .eşitli beslenmek,  yerel ürünleri tercih etmek, işlenmiş gıdayı azaltmak ve toprağın sağlığını yeniden merkeze alan tarımı desteklemek.

Belki de mesele sadece ne yediğimiz değil, yediğimiz şeyin ne kadar besleyemediği. Çünkü gerçek doyum, mideyle değil hücreyle başlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI