Ana içeriğe geç

eura24.com - Avrupa'dan haberler ve köşe yazıları. Tarafsız, güçlü, dinamik: yazarlarımızdan en güncel yazılar, Almanya ve Avrupa gündemi, Türk dünyası, kültür, sanat ve yaşam.

Pelin ÖNEY
Pelin ÖNEYKöşe Yazarı

Aynasız Bir Dünya

Nasıl görünüyorum?

Aynasız Bir Dünya

Nasıl görünüyorum? Ruju sürebildim mi? Sakalım, bıyığım, kaşım simetrik mi? Pantolonun arkası pot yapmış mı? Elbise üzerime oturuyor mu? Kuaför saçımı güzel kesmiş mi? Gözlerim ne renk? Ayna olmayan bir dünyada yaşasaydık böyle dertlerimiz olurdu. Peki nelerden kurtulurduk aynasız bir hayatta?

Hiçbir yerde ayna olmadığını, dolayısıyla camda, suda veya başka parlak yüzeylerde de yansımamızı göremediğimizi varsayalım. Kamera da olmuyor bu durumda. Hiçbir şeyin fotoğrafını çekemiyoruz. Oyunu kuralına göre oynayalım. Amaç, kendimize doğrudan bakmak dışında kendimize dair hiçbir görsel bilgiye ulaşamayacak olmamız.

Görüntümüzün öneminin arttığı bu günlerde aynasız ve kendimizi bütün olarak göremeden yaşamak hiç kolay olmazdı. Ama bunun mümkün olabileceğini hatta bize başka bakış açıları katacağını düşünüyorum. Makyajımızı kuaför yapar, sakalımızı berber keser, kendimize bakarak karar verdiğimiz şeyleri diğerlerine sorabilirdik. Sosyal bir canlı olarak yapılması gereken bakımı uzmanlar yapar, biz bu konu ile ilgilenmezdik. Nasıl göründüğümüzü merak ettiğimizde de sevdiğimiz bir arkadaşımızla buluşurduk. O söylerdi nasıl göründüğümüzü.

Ayna olmayınca görünüşümüzle ilgili kendi kendimizi denetleme alışkanlığımız azalabilirdi. Sürekli saçımızı, yüzümüzü, kıyafetimizi kontrol etmek zorunda olmadığımız için kendimizi nasıl hissettiğimize daha çok odaklanabilirdik. Bunun kişilik gelişimine de sağlıklı bir psikolojiye de katkısı olurdu.

Estetik cerrahi ameliyatlarının azalacağına eminim. Botoks hiç keşfedilmez, dolgu yaptırmak sadece dişçilerin yaptığı bir işlem olarak kalırdı. Yüzümüzdeki kırışıklıkları görmeyince bu bizim problemimiz olmaktan da çıkardı.

Kuaförler güzellik merkezi değil de ihtiyaç merkezi gibi çalışırdı. Saçlarımız bize iyi gelecek modellerle buluşur, bakımımızı orada yaptırırdık.

Ayna, kıyaslama konusuna da ışık tutan bir yansıtıcı. Kendimizi diğerleriyle, geçmişimizle, hayallerimizle kıyaslayabiliyoruz o gümüş rengi camın karşısına geçince. Kıyas, mutsuzluğun formülünde çarpanı yüksek bir katsayıdır. Kıyastan iyi bir duyguyla çıkmak pek mümkün olmaz. Bu yüzden aynasız bir hayatta daha huzurlu olabilirdik. Üstelik aynayla baş başayken alıştığımız kıyaslayarak bakma hali, karşımızdaki insanlarla kurduğumuz ilişkilere de bulaşabiliyor. Dikkatimiz o kişide değil de o kişinin görünüşü üzerinden açılan düşünsel sayfalarda olabiliyor. Yani ayna olmayan bir dünyada diğerleriyle iletişimimiz de olumlu anlamda gelişir diye düşünüyorum. Üstelik gerçek bir iletişim, aynadan hiçbir zaman alamayacağımız bir ilgiyi sağlar. Anlaşılmayı mümkün kılar.

Aynasız olsaydı dünya yüzümüzü hiç görmeden geçerdi ömür. Yaşımızı algılamamız da değişirdi. Çocukluktan yetişkinliğe, gençlikten yaşlılığa yüzümüzün geçirdiği değişimlerden haberdar olmamak üzücü olabilir elbette. Ama yaş almak, doğrusal ilerleyen bir şeyden çok duruma göre değişebilirdi. Yorgun ve enerjisiz hissettiğimiz bir gün yaşlı göründüğümüzü, enerjik olduğumuzda, oyunlar oynayıp yaratıcı işler yaptığımızda da çocuk gibi göründüğümüzü düşünebilirdik. Yüzümüze dair bilgiler sadece hislerimizden gelirdi. Hissettiğimiz yaşta olabilirdik.

Kendimizi tanımamız eksilir miydi yansımamızı görmeyince, yoksa daha başka yollardan tanıdığımız halimiz daha mı yakın olurdu bize? İçeriden hissettiğimiz bedenle dışarıdan görünen beden arasındaki farkı doğrudan gözlemleyememek nasıl bir fark yaratırdı? Ya da buna alışınca bir önemi kalır mıydı nasıl göründüğümüzün?

Gözlerimizin kendimize bakmak için yaratılmış olduğunu düşünmüyorum. Yaratılış amacı kendimizi görmek olsaydı elimizde, parmaklarımızda bir gözle yaratılmış olurduk. Ama gözlerimiz yüzümüzde ve göremeyeceğimiz kör noktalar var. Biz kendimizin içindeyiz zaten. Bakacak bir durum yok ortada. Bize diğerleri bakacak.

Aynanın ve camın icat edilmediği dönemde insanlar yansımalarını su birikintileri veya göllerde görüyor, büyüleniyormuş. Kendi yansımasını görerek bunun üzerine düşünen ve buna kapılan Narkisos’u duymuşsunuzdur. Kendini görmenin ilk temsilcisi bugün psikolojideki "narsisizm" kavramı ile beraber anılıyor. Kendi görünüşüne kapılanın dünyada olanlarla ve diğer insanlarla bağının hafiflediği sonucunu çıkarmak çok zor değil.

Düşünsenize. Yüzünüzü ilk defa şimdi görseniz nasıl olurdu? Başından kalkamaz, kendinize hayran hayran bakar mıydınız? Bu, kendinizle ilişkinize de ayna tutar mıydı?

Sahi ya, biz aynaya neden bakıyorduk ki? Kendimizi görmek için mi, insanların bizi nasıl göreceğini düzenlemek için mi? Oysa kendimizi başkasına beğendirmek en kolayı, insan kendini kendine beğendirmekte zorlanıyor en çok.

Ben, ayna olmasaydı kendimizle ilişkimiz daha doğal olurdu ve görünüşümüzle ilgileneceğimiz zamanı sevdiklerimize verir, böylece mutluluğumuz artardı diye düşünüyorum.

Ne dersiniz, aynaya bir de bu gözle bakalım mı?

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın