"Çocuğum beni dinlemiyor...", "Ne söylesem ters anlıyor...", "Son zamanlarda çok agresif..." mi diyorsunuz?
Ve siz bazen odasının kapısının önünde öylece kalıp kendi kendinize, "Nerede yanlış yapıyorum?" diye mi düşünüyorsunuz?
-Bilin ki yalnız değilsiniz.
Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin bu zorlu süreçte hem kendileriyle hem de çevreleriyle büyük bir mücadele verdiğini gözlemliyorum. Şu sıralar Türkiye'de olmam vesilesiyle bunu kendi geniş ailemde de yakından izleme fırsatım oldu. Açıkçası ülkemizde ergenlik dönemini yaşayan gençlerin üzerindeki baskının biraz daha yoğun hissedildiğini söyleyebilirim.
Peki, ergenlikte en sık duyduğumuz o cümlelerin arkasında aslında ne var?
"Herkesin ailesi izin veriyor, siz vermiyorsunuz!"
Bu cümleyi duyduğunda çoğu anne babanın aklından ilk geçen şey şu oluyor: "Beni manipüle etmeye çalışıyor." Oysa durum bundan çok farklı.
Bu cümlenin altında genellikle gruba ait olma ihtiyacı ve dışlanma korkusu yatar. Yani aslında size söylemek istediği şudur:
"Arkadaşlarım tarafından dışlanmaktan korkuyorum."
Ergenlik döneminde arkadaş çevresi, kimlik gelişiminin en önemli parçalarından biridir. Genç, kendini arkadaş grubunun içinde tanımaya ve var etmeye çalışır.
Arkadaş seçimlerinde onu yargılamamalı, çocuğunuzun grup arkadaşları ile tanışmalı hatta daha yakından tanımak amacıyla aileleriyle bir araya gelip uygun sohbet ortamları oluşturabilirsiniz.
"E ama zaman mı var?" dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız...
Hayat hepimizi bir koşturmacanın içine sürüklüyor. Sürekli yapın demiyorum ama inanın birkaç kez bile bunu yapmanız, içinizin çok daha rahat etmesini sağlayacaktır.
"Bana karışma!"
İtiraf edelim, bu cümle hepimizin tansiyonunu birkaç puan yükseltiyor. Bu söylemin ardında şu var:
"Ben de bir bireyim. Kendi kararlarımı vermek istiyorum. Hata yaparak, yanılarak, düşüp yeniden kalkarak öğrenmek istiyorum."
Ergenlik, bağımsızlık ihtiyacının en belirgin hissedildiği dönemlerden biridir. Biz anne babalar ise tam tersine, onların düşmesini istemeyiz. Canları yanmasın isteriz. Kendi yaşadığımız hataları yaşamasınlar diye bazen yolu onlar adına yürümeye çalışırız.
Kabul edelim... Bazen koruma içgüdümüzün dozunu biraz kaçırabiliyoruz. Üstelik bunu çoğu zaman fark etmeden yapıyoruz.
Oysa biz de hayatı düşe kalka öğrenmedik mi?
Öyleyse bırakalım onlar da kendi deneyimlerini yaşasınlar. Elbette tamamen geri çekilin demiyorum. Ama kontrol alanınızı biraz esnetebilir, güvenli sınırlar içinde denemelerine izin verebilirsiniz. Çünkü en kalıcı öğrenmeler, çoğu zaman yaşanarak gerçekleşir.
"Bir şeyim yok."
Sanırım bu cümleyi duymayan ebeveyn yoktur.
Okuldan gelir...
Çantasını bir köşeye fırlatır.
Yüzünden düşen bin parçadır.
"Neyin var?" diye sorarsınız.
"Bir şeyim yok!" der.
Hem de çoğu zaman oldukça sert bir ses tonuyla. Peki bu söylemin altında yatan ne?
"Bana biraz zaman ver. Ben bile şu an ne hissettiğimi tam olarak anlayamıyorum."
Gerçekten de çoğu zaman sebebini kendisi de bilmez. Sadece içi sıkılıyordur. Karmakarışıktır. Duygularını nasıl ifade edeceğini, hangi kelimeleri seçeceğini bilemez.
Ergenlikte duygu durum değişimleri de oldukça yoğundur. Bir dakika önce kahkahalar atarken, birkaç dakika sonra odasına kapanabilir. Sebepsiz gibi görünür. Ama aslında sebep vardır. Henüz duygularını yönetmeyi öğreniyordur. Bu da tıpkı yürümeyi öğrenmek gibi zaman isteyen bir süreçtir.
Bu anlarda ona hemen çözüm üretmeye çalışmak yerine yanında olduğunuzu hissettirmek, ona çok daha fayda sağlayacaktır. Bazen çocukların en çok ihtiyacı olan şey tavsiye değil, anlaşılmaktır.
"Beni anlamıyorsunuz."
Ergenlik döneminin en dokunaklı cümlesi budur. Çünkü bu cümlenin içinde aslında sessiz bir yardım çağrısı vardır. Bu söylem anlaşılmak istendiğinin çığlığıdır.
"Lütfen beni gerçekten dinleyin."
Bazen anlatmasına fırsat vermeden çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bazen cümlesi bitmeden kendi tecrübelerimizi sıralıyoruz. Oysa sadece dinlemek bile büyük bir iyileştirici olabilir.
Sözünü kesmeden...
Yargılamadan...
Savunmaya geçmeden...
Can kulağıyla dinlediğinizi hissettiğinde, size doğru kocaman bir adım attığını göreceksiniz.
Bir noktaya özellikle değinmek istiyorum.
Çocuğunuz bir arkadaşında yatılı kalmak istediğinde, eğer o aileyi gerçekten tanımıyorsanız ve güven ilişkiniz oluşmadıysa izin vermemeniz çok daha sağlıklı olacaktır. Bu, güvensizlik değil; ebeveyn sorumluluğudur. Bunu yasak koyar gibi değil, nedenlerini sakin bir dille anlatarak ifade etmeniz gerekmektedir. Aksi takdirde sert bir tepki ile karşılaşmanız kaçınılmaz olur.
Arkadaşlarıyla vakit geçirmesine elbette izin verin. Ancak geceyi başka bir evde geçirmenin her zaman gerekli olmadığını da yaşına uygun bir dille açıklayabilirsiniz.
Her çocuk birbirinden farklıdır. Dolayısıyla her ergenlik hikâyesi de kendine özgüdür. Ama değişmeyen tek bir gerçek var: Ergenlik geçicidir.
Ergenlik, sadece çocuklarımız için değil, biz anne babalar için de bambaşka bir öğrenme sürecidir. Çünkü bir gün önce size sarılarak uyuyan o çocuk, bir sabah uyanıyor ve odasının kapısını kapatmaya başlıyor.
Siz aynı kişisiniz.
O da aynı çocuk...
Ama artık ikiniz de yepyeni bir dönemin içindesiniz.
Bu değişim bazen öyle hızlı oluyor ki ne çocuk kendini anlayabiliyor ne de anne babalar çocuklarını.
Bugün size "Beni rahat bırak." diyen o çocuk, aslında en çok sizin güvenli limanınız olmaya ihtiyaç duyuyor olabilir.
Belki bunu göstermiyor.
Belki sarılmıyor.
Belki kapısını kapatıyor.
Ama yine de sizin varlığınızı hissetmek istiyor.
Bu yüzden ailelere en büyük tavsiyem şu:
Bu dönemin gelip geçici olduğunu unutmayın. Ne olursa olsun çocuğunuza onu sevdiğinizi, yanında olduğunuzu ve ona güvendiğinizi hissettirin. Çünkü doğru yönetilen bir ergenlik süreci, yalnızca zorlu bir dönemin sonu değil; güçlü, karakterli, özgüvenli ve sağlıklı bir yetişkinliğin de başlangıcıdır.
Henüz bu yolculuğun içinde olan tüm anne babalara yürekten sabır diliyorum.
Ve bu süreci sevgiyle, anlayışla tamamlamış olanlara da küçük bir alkış...
Gerçekten kendinizle gurur duyabilirsiniz.
İtiraf edeyim... Ben de bazen bir ergenin dünyasını anlamaya çalışırken “Acaba bunu neden böyle söyledi?” diye uzun uzun düşündüğüm oluyor.
