Normalleşen Yanlışlar

Normalleşen Yanlışlar
22-06-2026

Bir tilkinin kuyruğu kayaya sıkışmış. Kurtulabilmek için kuyruğunu kesmek zorunda kalmış. Acısı büyükmüş ama geri dönüşü de yokmuş. Bir süre sonra onu Gören başka bir tilki:

— Kuyruğunu neden kestin? diye sormuş.

Kuyruğu kesik tilki:

— Kendimi hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum. O kadar hafifledim ki adeta sevincimden havalara uçuyorum, demiş.

Bunu duyan diğer tilki de kuyruğunu kesmiş. Ancak beklediği mutluluğu bulamamış; aksine büyük bir acı yaşamış. Hemen ilk tilkinin yanına giderek:

— Bana neden yalan söyledin? Çok canım acıdı, demiş.

İlk tilki ise şöyle cevap vermiş:

— Eğer gerçeği diğer tilkilere söylersen onlar kuyruklarını kesmezler. Sonra da bizimle alay ederler.

Bunun üzerine iki tilki birlikte diğerlerine kuyruklarını kesmenin ne kadar güzel olduğunu anlatmaya başlamışlar. Zamanla daha fazla tilki onlara inanmış. Bir süre sonra çoğunluk kuyruksuz tilkilerden oluşmuş. Bu kez de kuyruklarını koruyan azınlıkla alay etmeye, onları dışlamaya ve baskı altına almaya başlamışlar.

Bu hikâye aslında insan topluluklarının bazı dönemlerde nasıl yönlendirilebildiğini anlatan güçlü bir metafordur.

Çünkü çoğu zaman bir düşüncenin doğru olup olmadığına değil, kaç kişi tarafından tekrarlandığına bakılır. İnsan psikolojisi, ait olma ihtiyacı nedeniyle çoğunluğun yanında durmaya eğilimlidir. Kalabalığın içinde olmak güven verir. Fakat kalabalıkların yanılmaz olduğu düşüncesi tarihin en büyük yanılgılarından biridir.

Bir yanlış yeterince tekrarlandığında alışılır. Alışılan şey zamanla normalleşir. Normalleşen şey sorgulanmaz. Sorgulanmayan şey ise sonunda doğru kabul edilir.

Bugün sosyal medya bunun en güçlü araçlarından biri hâline geldi. Bir davranışın ne kadar doğru olduğu değil, ne kadar görünür olduğu önem kazandı. Beğeniler, paylaşımlar ve izlenme sayıları çoğu zaman hakikatin yerine geçti. Birkaç kişinin başlattığı bir akım, milyonlarca kişinin gözünde sıradan ve olağan bir davranış gibi sunuluyor.

Oysa bir davranışın çok kişi tarafından yapılması onu doğru yapmaz. Toplumlar bazen tam da bu noktada şirazeden çıkmaya başlar. Ölçüler kaybolur, sınırlar bulanıklaşır. Değerlerin yerini popülerlik, karakterin yerini görünürlük, emeğin yerini gösteri alır.

Bunun yansımalarını eğitim dünyasında da görmek mümkün. Son yıllarda özellikle sosyal medyanın etkisiyle bazı eğitim ortamlarında öğretmen merkezli bir gösteri kültürü oluşmaya başladı. Elbette öğrencileri motive eden, onların gelişimine katkı sunan yaratıcı çalışmalar çok değerli. Ancak bazı örneklerde öğrenciler eğitim sürecinin öznesi olmaktan çıkıp öğretmenin sosyal medya vitrininin bir parçası hâline geldi.

Çocukların başarıları, duyguları ve hatta mahremiyetleri bazen fark edilmeden yetişkinlerin beğeni ihtiyacına hizmet eden birer sahne dekoruna dönüştü. O tiyatro sahnesinde öğretmenler başrol, öğrenciler ise yardımcı figüran. Özel hayatta tatmin edilemeyen bazı eksiklikleri çocuklar ve öğrenciler üzerinden sağlamaya çalışma çabası tam anlamıyla bir psikolojik sorundur ve mutlaka bir uzman desteğine ihtiyaç duyar. Eğitimin amacı ne yazık ki öğrenciyi geliştirmekten uzaklaşıp görünürlük yarışına dönüştü.

En başından beri anaokullarında etkinlik adı altında başlayan ve şu anda hemen her evrede durdurulamaz hale gelen bu abartı, eğitimden çok uzak sanal bir tiyatroya dönüştü. Eğitim gösteri değil, inşa işidir.

Gerçek eğitim alkış toplamak için değil, insan yetiştirmek için yapılır. Öğretmenin en büyük başarısı herkesin onu konuşması, bilmem kaç tık aldığı değil; yıllar sonra öğrencisinin iyi bir insan olarak hayatına devam edebilmesidir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında ise toplumların bozulması çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük tavizlerle başlar. İnsanlar önce yanlışları görmezden gelir. Sonra alışır. Ardından savunur. Sonunda da eleştirenleri suçlamaya başlar.

İşte tehlikeli eşik tam burasıdır.

Bir toplumda bozulmalar arttığında, bozukluk sıradanlaşır. Sıradanlaşan bozukluk ise kendisini norm ilan eder. O noktadan sonra iyi insanlar ayıplanmaya, ilkeli insanlar küçümsenmeye, değerlerini koruyanlar çağ dışı görülmeye başlanır.

Kuyruğunu koruyan tilkilerle alay edilmesi de aslında bundan farklı değildir.

Bu yüzden çoğunluğun ne yaptığına bakmadan önce neyin doğru olduğuna bakmak gerekir. Çünkü hakikat her zaman kalabalıkların yanında durmaz. Bazen en doğru söz, herkesin sustuğu yerde söylenen sözdür.

Dileğimiz odur ki; çocukların alkışlardan daha çok değer gördüğü, gösterinin değil eğitimin konuşulduğu, popüler olanın değil doğru olanın kıymet bulduğu bir toplum inşa edebilelim. Çoğunluğun rüzgârına kapılmadan, vicdanın pusulasını kaybetmeden yaşayabilelim.

Sosyal Psikolog ve Psikanalist olan Erich Fromm’un “Sağlıklı Toplum” isimli kitabında geçen şu sözlerin, bu metnin ana fikrine birebir uygun olduğunu düşünüyorum.

“Milyonlarca insanın aynı yanlışları paylaşması, bu yanlışları erdem haline getirmez; bu kadar çok hatayı paylaşmaları o hataları gerçek kılmaz ve milyonlarca insanın aynı zihinsel patoloji biçimlerini paylaşması bu insanların aklı başında olduğu anlamına gelmez.”

Hakikatin kalabalıklara değil, vicdanlara emanet olduğu günlerin çoğalması dileğiyle...

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?