Ölüler de Kanarmış

Ölüler de Kanarmış
15-06-2026

Bir zamanlar, yatırıldığı akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan bir hasta varmış. Bu nedenle de yemek yemeyen ve hiçbir yaşamsal faaliyete katılmayan bu akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen, ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş.

Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya, ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltmiş.

Hasta “tabii ki kanamaz çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuş olur” diye cevap vermiş.

Bunun üzerine psikiyatrist, küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırmış.

Parmaktan akan kanı gören hasta bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakmış ve tepkisi ilginç olmuş. “Lanet olsun! Ölüler de kanarmış.”

Bu hikayeyi okurken bazılarınızın gülümsediğine eminim. Bir taraftan gülümseyip bir taraftan da hayatın içinden tanıdık bir gerçeklikle karşılaştığınızı fark ettiniz değil mi?

Çünkü hepimizin hayatında, doğrularını ne kadar anlatırsak anlatalım; inançlarını, duygu, düşünce ve davranışlarını değiştiremediğimiz insanlar olmuştur. Kimi zaman bir arkadaşımız, kimi zaman eşimiz, sevgilimiz, kimi zaman çocuklarımız, ailemizden herhangi biri… Yanlış yaptığını görürüz, zarar göreceğini biliriz, tecrübelerimizi paylaşırız. Saatlerce konuşur, örnekler verir, iyi niyetle çabalarız. Ama karşımızdaki kişi çoktan kendi sonucuna varmıştır. Bizim söylediklerimiz onun düşüncesini değiştirmek yerine, çoğu zaman o düşünceyi veya davranışı koruyacak yeni bahaneler üretmesine neden olur. Bilgi eksikliği değil buradaki mesele, insanın inanmak istediğine inanması.

Bir çocuğun bisiklet sürmeyi öğrenirken defalarca düşeceğini bile bile gidonu bırakmaması gibi, bazı insanlar da düşüncelerine öyle sıkı tutunurlar ki, karşılarına çıkan en açık kanıtlar bile onları yolundan döndüremez. Çünkü bazen insanlar gerçeği değil, kendi kurdukları hikâyeyi savunurlar.

Zaman ilerledikçe hayat insana şunu öğretiyor: Her savaş verilmez. Her kapı zorlanmaz. Her insan kurtarılmaya çalışılmaz.

Elbette sevdiklerimiz için emek vereceğiz. Anlatacağız, paylaşacağız, elimizden geleni yapacağız. Ama bir noktadan sonra kabul etmek gerekiyor ki, bazı insanlar ancak kendi deneyimleriyle öğrenir. Kimi zaman duvara çarparak, kimi zaman yanılarak, kimi zaman da yıllar sonra dönüp baktıklarında...

Çünkü ikna olmak, dışarıdan verilen bir şey değil; insanın kendi içinde verdiği bir karardır. Burada deneyimin önemini arka plana atıyor asla değilim, aksine öğrenmede gözlem ve deneyimin en önemli faktör olduğunu savunanlardanım. Fakat öyle şeyler var ki bazen, o kadar belli ki sonucu, deneyime ihtiyaç duymadan sonucunu belli eden.. Yine de bildiğini okuyup, dediğinden, kararından şaşmayan da, deneyiminin sonucuna erdemle katlanabilmeli, şikayet etmeden.

Nitekim bazı kararlar, ne kadar haklı olursanız olun, sizin çabanızla değişmez. Bazen olmaz, siz ne yaparsanız yapın olmaz. Emek vermişsinizdir, çaba harcamışsınızdır, ama yine de olmaz. O bildiğini okur.

Kimseyi ikna etmek için kendinizi tüketmeyin. Hayatın kendi telaşı, kendi yükü zaten yeterince yorucu. Siz nasıl düşe kalka, hata yapa yapa öğrendiyseniz, bırakın herkes de kendi yolunu yürüyerek öğrensin. Çünkü bazı dersler ne kadar anlatılırsa anlatılsın öğrenilmez; ancak yaşanarak anlaşılır.

“Bir kişiyi ikna edemeyecekseniz, edemeyeceksiniz demektir.”

Eğer biri size “Ölüler de kanarmış” diyorsa, kanıyordur…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?