Ana içeriğe geç

eura24.com - Avrupa'dan haberler ve köşe yazıları. Tarafsız, güçlü, dinamik: yazarlarımızdan en güncel yazılar, Almanya ve Avrupa gündemi, Türk dünyası, kültür, sanat ve yaşam.

Yusuf Ö. HAŞİMOĞLU
Yusuf Ö. HAŞİMOĞLUKöşe Yazarı

Kahreden Gece: Muavenet Faciası

Kahreden Gece: Muavenet Faciası

1 Ekim’i 2 Ekim’e bağlayan o kara gece, Türk denizcilik tarihinin en acı, en esrarengiz ve hâlâ vicdanlarda kapanmayan yaralarından biridir. Üzerinden yıllar geçse de takvimler o geceyi gösterdiğinde içimizdeki öfke ve hüzün hiç eksilmez.

NATO’nun Adalar Denizi’ndeki "Display Determination-92" (Kararlılık Gösterisi) tatbikatı icra ediliyordu. Dost ve müttefik bildiğimiz güçlerle omuz omuza yapılan bir tatbikat... Ancak o gece Adalar Denizi’nin karanlık sularında senaryo gerçeğe dönüştü, müttefik ateşi değil, adeta planlı bir kast belirdi.

ABD Donanması’na ait dev uçak gemisi USS Saratoga’dan ateşlenen iki adet Sea Sparrow güdümlü mermisi, Türk Deniz Kuvvetleri’nin emektar muhribi TCG Muavenet’i hedef aldı. Füzelerden ilki savaş köprüsüne isabet etti. Gemi Komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuş Mustafa Kılınç ve Topçu Er Recep Akan şehit oldu. Çok sayıda kahramanımız yaralandı. İkinci füze ise arka cephaneliğe çarptı; mucize eseri patlamadı. Eğer patlasaydı, Muavenet mürettebatından geriye tek bir can kalmayacaktı.

Vaşington yönetimi bu menfur saldırıyı derhal “vahim bir kaza” olarak nitelendirdi. Mürettebatın yanlışlıkla füze kilidini kaldırdığı, tatbikat sırasında bir dizi uygulama ve komuta hatasının yaşandığı söylendi.

Peki, dünyanın en gelişmiş elektronik harp ve hedefleme sistemlerine sahip, son derece profesyonel bir Amerikan uçak gemisinin, Türk bayraklı bir savaş gemisini “yanlışlıkla” vurması hayatın olağan akışına hangi mantıkla sığdırılabilirdi? Bu soruya aklî, askerî ve mantıkî açıdan tatmin edici bir cevap verilemedi. Türkiye’de askerî çevrelerde ve kamuoyunda olayın bir kaza olmadığı, Türkiye’ye bilinçli bir mesaj verildiği yönündeki kanaat güçlendi.

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı, dünyanın tek kutuplu bir düzene evrildiği o çalkantılı dönemde Türkiye de yeni bir jeopolitik alanla karşı karşıyaydı. Terörle mücadelede kendi göbeğini kesmeye çalışan, Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Orta Asya’da yeniden bağımsız bir aktör olarak beliren Türkiye; Bakü-Ceyhan Boru Hattı fikriyle Hazar’ın zenginliklerinin Akdeniz’e nakledilmesini savunduğu bir dönemde, kendi güvenlik alanında ve Doğu Akdeniz’deki haklarından taviz vermek istemiyordu. İşte TCG Muavenet’e sıkılan o füzeler, Türkiye’de böyle bir atmosfer içerisinde bir “hiza verme” ve gözdağı eylemi olarak algılandı.

Füzeyi ateşleyen Amerikan personelinin ağır bir ceza almaması, ardından Türkiye’ye Knox sınıfı fırkateynlerin verilmesi de bu acının üzerindeki soru işaretlerini ortadan kaldırmadı. Çünkü hiçbir gemi, hiçbir ödeme ve hiçbir diplomatik açıklama beş Türk denizcisinin hayatının karşılığı olamazdı.

Geçmişte Adalar Denizi’nin sularında Türk gemisini hedef alan o zihniyetin izlerini bugün Doğu Akdeniz’de de görmek mümkündür. Bunun en taze ve çarpıcı örneklerinden biri, ABD’nin Güney Kıbrıs Büyükelçiliği’nin son açıklamasıdır. ABD deniz piyadelerinin Rumların tek taraflı “özgürlük” ve askerî törenlerinde boy göstermesi ve büyükelçiliğin “Bu geçit törenine katılmaktan gurur duyuyoruz, ABD-Kıbrıs ortaklığı her geçen gün güçleniyor” açıklamasını yapması, Washington’ın Kıbrıs meselesindeki konumunu ve Güney Kıbrıs’la geliştirdiği askerî-siyasî yakınlaşmayı açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bugün Gölcük Deniz Müzesi’ni ziyaret edenler, TCG Muavenet’in o saldırıda bükülen, parçalanan dev pervanesini görürler. O pervane, yalnızca çeliğin büküldüğü bir parça değildir; Türk denizcilerinin yaşadığı facianın, Türkiye’nin egemenlik iradesine yönelen baskıların ve millî onurun hafızadaki simgelerinden biridir.

Adalar Denizi’nde TCG Muavenet’i vuran o karanlık eller ile bugün Doğu Akdeniz’i Rum şovlarıyla donatanlar, aynı emperyalist aklın farklı tezahürleridir. Türkiye’ye karşı kurulan bu denklemi bozacak olan, geçmişimizi unutmamak, millî bilinci diri tutmak ve bağımsızlık karakterimizden taviz vermemektir.

Muavenet’in vurulduğu geceyi anlamadan, Türkiye’nin bugün kendi savunma sanayiine, kendi deniz gücüne ve kendi stratejik özerkliğine neden bu kadar önem verdiğini de anlayamayız.

Gemi Komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör’ü, Teğmen Alper Tunga Akan’ı, Astsubay Çavuş Serkan Aktepe’yi, İkmal Çavuş Mustafa Kılınç’ı ve Topçu Er Recep Akan’ı minnetle, saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Türkiye’nin Balkanlar’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da, Kıbrıs’ta ve İslâm coğrafyasının farklı bölgelerinde mazlumlara kanat gererek bağımsız bir aktör olarak belirmesi, bazı yerel liderlerde ve bölgesel aktörlerde gereğinden fazla bir özgüven oluştururken Türkiye bunun karşılığında hiçbir paranın ve pulun karşılayamayacağı ağır bedeller ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın