Açların o durumdayken hissettiklerinden, tokların öyle oldukları için yayıldıkları köşelerindeki memnun vaziyetlerinden kendimize bir pay çıkaralım diye gelmez Ramazan. Başkalarının halinden haber verse de aslında dönüp insanı kendi içine doğru bir geziye çıkarır. Fayda-zarar hesabı, kilo alma-verme dengesi, sevap-günah karşıtlığını bir kenara bırakır, içine doğru yolculuğa çıkarır insanı. Sadece Allah istediği için bir süre aç kalmak... Diğer ibadetlerdeki yap emrinin yerine buradaki olumsuza, yapma emrine itaat etmek… Biraz mahzun, biraz sevinçle; haydi kulum başla diye tercüme edilebilecek Allahu Ekber nidasına kadar durmak, durulmak… Ramazan böyledir işte.
Dağlar buna mı itiraz etti acaba? Onların taşıyamam dediği, bizim sahiplendiğimiz yükten ne kadarı oruca tekabül ediyor? Oysa aynı dağları Allah emirle çağırdığında gönüllü geldik dediler. Öyleyken emaneti yüklenmek istemediler. Şimdi biz gönüllüyüz. Sahura, iftara, teravihe, yorgunluğa, açlığa, sabra ve nihayetinde şükre.
Her oruçta ahirete bir kademe daha yaklaşmaya gönüllüyüz. Ahiret dünyadan başlar derler. Onun kilit taşlarını oruçla döşer, döşemek isteyen. Her taş kalpten çıkan bir siyah nokta gibidir ayaklar altına alınan.
Biz istemedik bari size kolaylık sağlayalım der gibidir dağlar, ağaçlar, hava, bulutlar ve rüzgar. Ondan sebep daha bir munistir hava Ramazan'a girerken. Ağaçlar daha yeşil, gök daha mavi… Yavanlık kalkmıştır etraftan. Kuru dallar daha bir göğe uzanır, daha bir uzanır duaya. Bulutlar daha bir kabarık, yağmur daha bereketlidir. Esip geçmez rüzgâr, oruçlular diye sırtımızı sıvazlar.
Tüm dar zamanların ve kabz halinin genişliğe kavuşması gibidir bu gelen zaman. Tüm yokuşların sonundaki düzlük gibidir. Buğulu bir aynanın silinmesiyle göz göze gelmek gibidir benlikle. Benlik kuyusundan çıkıp hiçliğin aydınlığına bürünmektir. 11 ayın secdesine katarak secdeleri bir parça Yusuf güzelliği bulmaktır her oruçlu yüzde. Her ay Yusuf’un bir kardeşiyse, Ramazan Hz. Yusuf gibidir.
İftar sofrası başında, pide kuyruğunda, sahurdaki son yudum suda, buyurun bizde iftar edelim davetinin tonunda, iftara yakın ağırlaşan göz kapaklarında, mütebessim simâlarda ve tüm bunları yaşayanların gözlerindeki ışıltıda belirir, bu ışıltıdan yansır Ramazan. Evler aydınlanır, sokaklar aydınlanır, camiler aydınlanır böylelikle. Sanki Ay, ışığını Ramazan'a özel Güneş’ten değil de Dünya’dan alır, geri dünyaya yansıtır.
Biraz daha derinden duyulsun diye çağıltısı Ramazan’ın ümit ediyorum ki yakın gelecekte bir gün, kamu ya da özel sektör fark etmeksizin insanların işe geç gittiği ve erken ayrıldığı bir ay olacaktır Ramazan. İsteyen uyur, isteyen dua eder, isteyen namaz kılar, isteyen film izler. Tutmayanlar ne olacak demeyin. Hep mi kurunun yanında yaş da yanacak. Bir aylığına da olsa yaşın yanında kuruyanlar da yeşerir, çiçek açar, sonrası 11 ay hep bahar olur… Belli mi olur? Bir aylık Ramazan’ı iyi saklarsak gönlümüzde 11 ayı mayalamaya yetecek kadar çok sebep olur elimizde.
Bir ışık hâlesi gibi başımızda dönüp duran Ramazan, biraz daha kal. Bir Şevval miktarı kadar en azından bizimle kal...
