Vakt-i Seher

Vakt-i Seher
16-04-2026

Hastane koridorunda doktor sırası için bitimsiz bir bekleyişe biz yetişkinler alışığız ama çocuklar öyle değil. Anne sıkıldım! Kelimesi başımdan aşağı her boca edilişinde telefon vermemek için zorlu bir mücadeleye giriyorum. Koridordaki kendi derdinin içinde kıvranıp duran feri sönmüş gözlerin ilgisiz bakışları çocuğun elindeki telefondan gelen seslere kayıyor hemen. Kimseyi rahatsız etmeyelim derken kendim rahatsız oluyorum.

Hastaneye son gidişimizdeki bekleyiş yine bir kısır döngüye evrilmesin diye ufaklık için biraz zaman geçtikten sonra bir oyun kurdum. Yerdeki fayanslar kare kare bölümlenmişti hazır. Dedim ki tek sayılarda öndeki kareye zıplayacaksın, çift sayılarda arkadakine döneceksin. İki kare arasındaki çizgiye basan, tek ve çifti karıştırıp yanlış karede duran yanar.

Önce ilk 4 sayı ile başladık, sonra ilk 10 sayıyla devam ettik. Tek çift kavramını öğretmek için işaret parmağımla bir yapıp bak bu yalnız yani tek dedim.  İki parmağımı birleştirip bunun arkadaşı var dedim. Üçü gösterip parmaklardan birinin yalnız kaldığını söyleyerek onun da tek sayı olduğunu ifade ettim. Yani çiftlerin hep arkadaşı var, tekler hep yalnız… Zaman ilerledi, sayıları 20'ye kadar çıkardık. Sonradan yanımıza gelen babasına bir ara oyunu anlatmaya başladı. O esnada aklına sıfır geldi oğlanın. Sıfırın arkadaşı yok, o tek o zaman dedi kendince bir keşif yaparak. Yook, o çift! O herkesle arkadaş, dedim hızlıca. Biraz daha oynadık.  Aklım sıfırda kaldı. Sıfırın görünmeyen çokluğunda…

Doğru bir ilişki kurdum gibime geldi. Sıfır görünmeyen çokluğa yani hiçliğe doğru gitmekti. Hiç oldukça arkadaş sayısı epey artıyordu. İnsanlar da böyleydi. Hiçliğe doğru giderken tüm kâinatla arkadaş oluyordu yavaş yavaş. Kuşlarla, karıncalarla, rüzgârla, çiçeklerle, otlarla…

Hiçlik demek kâinattaki diğer canlılarla ve bizatihi kâinatla aynı düzlemde yan yana gelmek demektir. Onlardan bir parça olmak, kendini üstün görmemek, kibirden uzak durmak demektir. Hiçliğe gittikçe insanın elinden tutan kâinatın kendisi olur. Canlı cansız ayrımı o an kalkar ve her nesnenin zikrine katılır insanın sesi, sözü, zikri ve hareketleri. Dağlara emanetin teklif edilmesindeki sır ortaya çıkar. Demek ki cansız değil o taş toprak yığını diye gördüğümüz heybetli dağlar. Muhatap kabul edilmiş Allah tarafından, teklif gitmiş onlara ve korkmuşlar, istememişler.( Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.  Azap 72)

Sinesinde şehitler, kılıç sesleri ve pişmanlıklar barındıran dağa kimse kızmasın, küsmesin diye; “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.” diyen Peygamber efendimizin sözüne mazhar olan yine bir dağdır. Şimdi bu dağa cansız demek olur mu? Ya da dağı kendine arkadaş görmek abes olur mu?

Çiçeklerle konuşan, onlara annen baban var mıdır, kardeşlerin var mıdır diye soran Yunus da peygamber yolunun yolcusudur. Dil bilmez olan çiçekler değil, çiçeklere gönlünü indirmeyi bilmeyenlerdir. Yunus gibi dağlar ile taşlar ile çağırabilmek için mevlayı hiçliğe doğru kanat indirmek gerekir. O zaman çağıldayıp gelen derelerin şırıltısı kadar güzel gelir tespih böceğinin kıvrılarak tespih tanesine dönüşmesi.  Rüzgârın hindiba tohumlarını savurması kadar güzel gelir bir solucanın yerde sürüklenme endişesi. Denize düşen ışıkların sudaki yakamozlarını seyretmesi kadar güzel gelir yere düşen yaprakların çürümeye başlarken kararan rengi. Yağmur yağarken cama vuran damlaların kayıp düşerken izlediği yolları seyretmek kadar güzel gelir ağustos böceğinin etrafı hâkimiyet altına alan cır cır seslerinin havada çizdiği izleri dinlemesi. 

Bunları inceden inceye sezmek daha çok şairlere düşüyor gibi. Onlar sanki dünyaya sonradan indirilmiş de tüm renkleri, sesleri, ışığı, havayı ilk defa müşahede ediyor gibi yaklaşırlar kâinata. Bize de onlardan bir pay düşer elbette hiçliğin kapısını aralayınca. Sonrasında şiirler alır sözü ve söz uzar sonrasında. 

Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher
Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher

Ol demde ins ile melek raksa gelir çarh-ı felek
Hû Hû deyü suda semek feryâd eder vakt-i seher   (şiir Osman Hulûsi Efendi)

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?