Tarihin asıl konusu, olayların neden meydana geldiği, hangi şartlar altında ortaya çıktığı ve insan iradesinin bu süreçler içerisindeki yeridir. Bu nedenle tarihî bir dönemi anlamak için yalnızca savaşlara, antlaşmalara, devrimlere veya devletlerin kuruluş ve yıkılışlarına bakmak yeterli değildir. Aynı zamanda bu gelişmeleri doğuran şartları ve bu şartlar karşısında karar alan şahsiyetleri de değerlendirmek gerekir.
Bu yazı dizisinin temel meselesi tam olarak budur: Şartlar ve şahsiyetler.
Şartlar; coğrafyayı, ekonomiyi, toplumsal yapıyı, hukuk düzenini, eğitim seviyesini, teknolojiyi, uluslararası dengeleri ve bir toplumun karşı karşıya bulunduğu imkânlarla sınırlılıkları ifade eder. Şahsiyetler ise bu şartlar içerisinde karar alan, yön tayin eden, bazen mevcut süreci hızlandıran, bazen de farklı bir yöne sevk eden insanlardır.
Tarih boyunca birçok düşünür ve tarihçi bu iki unsurdan hangisinin daha belirleyici olduğu sorusuna cevap aramıştır. Bazıları tarihin büyük şahsiyetler tarafından şekillendirildiğini savunmuş, bazıları ise bireylerden çok toplumsal ve ekonomik şartların belirleyici olduğunu ileri sürmüştür. Ancak tarihî gerçeklik çoğu zaman bu iki yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.
Bir devlet başkanı, bir komutan veya bir siyasî lider, içinde bulunduğu şartlardan bütünüyle bağımsız hareket edemez. Fakat aynı şekilde şartlar da kendi başlarına yön belirleyemezler. Aynı krizler farklı toplumlarda farklı sonuçlar doğurabilmekte, benzer şartlar altında yaşayan insanlar birbirinden tamamen farklı tercihlerde bulunabilmektedir.
Bu nedenle bir şahsiyetin tarihî önemini belirleyen şey yalnızca bulunduğu makam değildir. Asıl mesele, karşı karşıya kaldığı şartları nasıl okuduğu, hangi kararları aldığı ve bu kararların tarihî sonuçlar üretip üretmediğidir.
Bu bakımdan George Washington, Otto von Bismarck, Mustafa Kemal Atatürk, Winston Churchill, Josef Stalin, Benito Mussolini, Adolf Hitler, Heinrich Himmler, İsmet İnönü, Harry Truman, John F. Kennedy, Mahatma Gandhi, Nelson Mandela ve Ruhullah Humeyni gibi isimler yalnızca biyografileriyle değil; içinde yaşadıkları tarihî şartlar ve bu şartların ortaya çıkardığı sonuçlar çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu şahsiyetler farklı coğrafyalarda ve farklı tarihî şartlar içerisinde ortaya çıkmıştır. Bir kısmı aynı dönemde yaşamış olsa da aynı düşünceleri savunmamış, aynı yöntemleri kullanmamış ve aynı sonuçlara ulaşmamıştır. Bu nedenle onları değerlendirirken tarihçilikte anakronizm olarak adlandırılan, geçmişi bugünün değerleri ve ölçütleriyle yargılama hatasından kaçınmak gerekir. Bu yazı dizisinin amacı farklı dönemlerin insanlarını aynı ölçülerle değerlendirmek değil; her birini kendi çağının şartları içerisinde anlamaya çalışmaktır. Ancak ortak noktaları şudur: Her biri kendi döneminin belirli meseleleriyle karşı karşıya kalmış ve bu meselelere bir cevap üretmeye çalışmıştır.
Şahsiyet kavramı yalnız devlet adamlarını veya askerleri ifade etmez. Tarih boyunca toplumların yönünü etkileyen bilim insanları, düşünürler, sanatçılar, eğitimciler, dinî önderler ve girişimciler kendi alanlarında belirleyici roller üstlenmişlerdir. Ancak bu yazı dizisinde konu, tarihî süreçler üzerinde doğrudan etkide bulunan devlet adamları, askerler, siyasî liderler ve fikir önderleriyle sınırlandırılmıştır. Amaç bütün şahsiyet tiplerini incelemek değil, tarihî süreçlerde şartlar ile insan unsurunun nasıl etkileşim içerisinde olduğunu belirli örnekler üzerinden değerlendirmektir.
Washington’un önünde bağımsızlık, Bismarck’ın önünde birlik, Atatürk’ün önünde yeniden kuruluş, Churchill’in önünde savaşta direniş, Truman ve Kennedy’nin önünde savaş sonrası düzen, Mussolini, Hitler ve Stalin örneklerinde ideoloji ile devlet gücü, Gandhi, Mandela ve Humeyni örneklerinde ise toplumları dönüştürme meselesi bulunmaktadır.
Bu yazı dizisinin amacı bu şahsiyetleri övmek veya yermek değil, tarihî olaylar ile insan iradesi arasındaki ilişkiyi karşılaştırmalı bir bakış açısıyla incelemektir. Bu nedenle temel soru şudur: Şartlar mı şahsiyetleri ortaya çıkarır, yoksa şahsiyetler mi şartların yönünü değiştirir?
Bu soruya peşin bir cevap vermek doğru değildir. Çünkü tarih, tek bir açıklama modeline sığmayacak kadar karmaşık bir süreçtir. Ancak şu kadarını söylemek mümkündür: Şartlar tarihî şahsiyetlerin ortaya çıkmasını mümkün kılar; şahsiyetler ise bu şartların üreteceği sonuçları etkileyebilir. İşte bu yazı dizisinde takip edilecek ana çizgi budur.
Önümüzdeki yazılarda farklı dönemlerde ortaya çıkan şahsiyetler, yaşadıkları çağın şartlarıyla birlikte ele alınacaktır. Amaç yalnızca kişileri değil, onların karşı karşıya kaldıkları meseleleri ve bu meselelere verdikleri cevapları anlamaktır.
Çünkü tarih ne yalnızca olayların ne de yalnızca şahısların tarihidir.
Tarih, şartlar ile insan iradesinin zaman ve mekân içerisindeki karşılıklı etkileşiminden doğan sonuçların ilmidir.
Devam edecek…
