?>

Almanya'daki Türkler ve Heidegger

Ramazan ÖZDEMİR

20 saat önce

Türk istihbarat teşkilatı (MİT) başkanı İbrahim Kalın beyin yazdığı kitap olan "Heidegger'in kulübesine yolculuk kitabını okuyorum ve günümüzün sorunlarına farklı ve entellektüel bir bakış açısı ortaya koyuyor.  

Bu kitapta Heidegger'in bir filozof gözüyle batı düşünce tarzının bakışını ortaya koyarak, batının çıkmazlarını anlatıyor.  

Altmış yıllık göç tarihimiz çok daha yeni olsada, Almanya'da yaşayan Türk aydınları, entellektüelleri batının düşünce yapısını ne kadar biliyor?

Biz Almanya'da yaşayan Türkler olarak, bu ülkeyi ne kadar tanıyoruz, ortak noktalarımız, paylaştığımız değerler veya kültür, kimlik olarak ne kadar birbirimize yakınız. 

Kitap "Varlığı" ve varlıkları sorguluyor, modern insanın krizi ve batı düşüncesindeki eksiklikleri, batının insan oğlunu krizlere sürüklediğini ortaya koymaya çalışıyor. 

Heideggere göre Sokrat-sonrası Batı düşüncesi modern manada metafiziği icat ederek "Varlık" sorusunun unutulmasına neden olmuştur diyor. 

Buda tabiiki metafizik Varlık'ı onun tezahürü olan varlıklara kurban etti. 

Batı, iki bin beş yüz yıldır bu krizin içinde yaşıyor. 

Bu krizi ancak ve ancak "Varlık" sorusuna geri dönerek aşabiliriz veya çözülür. 

Max Weber'de, bilim ve sanayi devrimlerinin ardından kapitalizmin yükselişiyle birlikte dünyanın büyüsünün bozulduğunu söyler. 

Amerika'nın başını çektiği ve dünyanın geri kalanının peşinden koştuğu teknolojik gelişmeler insanlığı karanlık bir yöne doğru götürüyor.  

Batı dünyasında ve insanlarda Din,gelenek, tarih, ahlak, hikmet, veyahutta estetik adına hiçbir sınır tanınmıyor. 

Her şey teknoloji potasında eritilerek robotlaştırılıyor.  

Keza Heidegger'de  felsefeninde amacından saptığını ve bilim ve teknolojinin kölesi hâline geldiğini söyler. 

Bütün bu tehlikeler ve krizler içerisinde insanoğlu bir yol bulmayamı çalışıyor, yoksa teknolojik gelişmeler içerisinde kaybolup gidiyor.  

Batı alemi içinde yaşayan bir avuç Müslüman bu krizlere karşı kendini savunarak koruyabilecek güçtemi, şöyle söyleyeyim bir alternatif veya çare olabilir mi? 

Şöyle söylenir Komşu, koruyan- kollayan demektir.

Bizler şehrimizi, mahallemizi veya sokağımızı koruyormuyuz? bu soruyu kendimize soralım.  

Batı dünyasının içine düştüğü bu kriz aynı zamanda bizim de krizimiz.  

Fakat bizim elimizde bir "Reçete" var tedavi edebiliriz?

Komşuluk hakkı nedir biliyormuyuz?

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Cebrail'in komşuya iyiliği o kadar çok tavsiye ettiğini belirtmiştir ki, komşunun komşuya mirasçı kılınacağını sandığını ifade etmiştir.

Gerçek manada konuşabilenler, aynı dili kullananlar değil, aynı manayı idrak edebilenlerdir. Diller değil manalar, maksatlar, hedefler ve ufuk çizgileri aynı olduğu zaman insanlar konuşan ve konuşarak ve anlaşarak birbirine komşu olan insan toplulukları haline gelirler.

Bizler önce doğruyu bilmemiz gerekiyor...

Yaşadığımız yüzyılda doğruyu ve hikmeti bulmak çok zor, bizler kaybettiklerimizi tekrar bulmak zorundayız. 

Avrupa'da insanlık ve iyilik ölüyor, bizler ise teknolojik bağımlılığın peşinden gidenlerden değil, hikmetin peşinden gidenler olmalıyız.  

Heidegger kurtuluşun ancak Alman milleti ile mümkün olacağını yazar, ben dahada ileri bir şey söyleyeyim, bu kurtuluş neden Müslüman'larla birlikte olmasın?

Büyük hedefler küçük hayallerle başlar, hedefi ve hayali olmayan, hiç bir şey başaramaz. 

Batı'da yaşayan Türklerin hayali ve hedefi olmalıdır.  

Türklerin yüzyıllardır hedefi olan "Kızıl Elma" dünyada nizam sağlanmasını hedefleyen bir anlayıştır, öyleyse insanlığın bu krizine adalet, hoşgörü ve nizam-ı âlem Müslüman Türklerin hayali haline getirilmelidir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI