Yıllar önce çocuklar için farklı konularda küçük hikayeler yazmaya başlamıştım. Anaokulunda çalıştığım dönemde ise bu hikayelerin bazılarını bizzat kullanma fırsatı buldum. 2022 yılında, özel gereksinimli bireyleri merkeze alarak yazdığım bir çocuk hikayesini -kısaltarak-, içinde bulunduğumuz haftanın 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü olması sebebiyle sizlerle buluşturmak istedim. Hikayenin ardından, yine o yıllarda anaokullarında ailelerle/annelerle gerçekleştirdiğimiz “anne-çocuk etkinlikleri” kapsamında; dikkat çekmek istediğim noktalarda bilinçlenme, empati ve farkındalık oluşturmak amacıyla yaptığımız sohbet ve paylaşımlara da yer verdim.
Keyifli okumalar dilerim…
Kısa Boyunlu Zürafa
“Bir zamanlar yemyeşil kocaman bir ormanda özel mi özel bir zürafa yaşarmış. Bu zürafanın bu kadar özel olmasının farklı sebepleri varmış elbette. Fiziksel sebebi kısa boyunlu olmasıymış. Bizim zürafacığımızın boynu, arkadaşlarına göre oldukça kısaymış. Karnını doyurmakta ve yiyecek bulmakta güçlük çeker olmuş ama yine de halinden şikayet etmez, illaki hayata gülümseyecek bir neden bulurmuş. Daha sonraları bu durum onun da canını sıkmaya başlamış. Arkadaşları onu aralarına almaz olmuş, akşama kadar oradan oraya koşturup dururlar, grup halinde gezerlermiş. Bizim zürafamız da bir köşede onları uzaktan izler olmuş. Bu durum onu çok üzmeye başlamış. Durgunlaşmış, artık hiç gülmüyor, kimseyle konuşmuyormuş. Anne Zürafa ve Baba Zürafa çocuklarındaki bu durgunluğun farkındaymış, amma velakin ne yapacaklarını da bilemiyorlarmış. Kendileri çocuklarının farklılığını zor da olsa kabul etmişler etmesine de, ormandaki arkadaşlarına nasıl kabul ettirecekler?
Artık evden de hiç çıkmaz olmuş bizim zürafacık, yemeden içmeden kesilmiş. Bu durum günler günler sürmüş. Anne Zürafa ve Baba Zürafa acilen bir çözüm bulmalıymış. Karşı ormanda yaşayan yaşlı bilge bir zürafa babaya danışmaya gitmişler, durumu anlatmışlar. Bilge Zürafa bir süreliğine bizim özel zürafacığımızın ormanına taşınmış. Önce onlara farklılığın bir zenginlik olduğunu ve bunun bir eksiklik olarak görülmemesi gerektiğini anlatmış. Bizim özel zürafacığımızın farklı kabiliyetlerini fark etmesine ve bunları öne çıkarmasına yardımcı olmuş. Bir süre sonra bizim ufaklık kendine tekrar güvenmeye başlamış ve o tertemiz yüreğiyle arkadaşlarının dışlamasını unutup, onlara kendi yeteneklerini göstermeye başlamış. Yetenekleri ile dikkat çekmeye başlayınca çevresi her geçen gün gittikçe kalabalıklaşmaya başlamış. Artık sadece zürafalar değil, ormandaki bütün hayvanlarla arkadaş olmuş. Kısa boyunlu zürafamız kendini yeniden sevmeye başlamış ve bu durumdan çok ama çok mutluymuş.”
-Bu hikayeyle nereye dikkat çekmek istiyoruz?
Özel gereksinimi olan çocuk sahibi aileler, sosyal, ekonomik veya psikolojik olarak birçok sorunla yüzleşmektedirler. Bu sorunlar yüzünden maalesef her aile hikayemizdeki gibi pozitif olamıyor. Bildiğimiz üzere gerçek hayat, hikayelerdeki kadar kolay olmuyor.
Toplumdan dışlanma veya kalabalık ortamlarda dik dik bakan gözler yüzünden rahatsızlık duyma gibi birçok sebeplerle çocuklarının rahatsızlıklarını gizleyen, hatta topluma çıkmamak için kendilerini de iletişimden, sosyalleşmeden soyutlayan aileler mevcut.
Hayat bu aileler için zaten oldukça güç. Gelin bizler bu güçlüğe el uzatalım, onlara destek olalım ve hayatlarını daha da güçleştirmek yerine, onları olduğu gibi kabul edelim.
-Farklılığın, bir gökkuşağı olduğunu idrak ederek başlayalım.
Farklılık zenginliktir, insanın ruhunu aydınlatır ve özgünleştirir. Her birimizin farklı yaraları, farklı düşünceleri, sevinçleri, hüzünleri vardır, farklı saç rengi, göz rengi, en özeli de kişiye özel yaratılan parmak izleri.
Herkes bu kadar birbirinden farklı iken, bir diğerini farklılıkları yüzünden yargılayıp ötekileştirerek dışlamak ne kadar doğru sizce? Hele de bu kabul görmeyip dışlanan “gerçekten özel yaratılmış insanlar, hele hele ki özel çocuklar“ olsun, toplumda ne kadar kabul görüyor dersiniz?
Fiziksel, ruhsal ya da zihinsel farklılıklar yaşayan bu çocukların hayatları zaten yeterince güç. (Otizm, down sendromu, disleksi, öğrenim güçlüğü, konsantrasyon eksikliği, spastik serebral palsi ve daha niceleri)
Bu özel insanların en zorlandığı durum; tedavi süreci değil, okul çağı ve akran ilişkileri yani sosyalleşmek. Bu özel çocuklar okula gitmek istemiyor, yanlış yapma, alay edilme, dışlanma korkusuyla derslerde aktif olamıyor ve kendilerini geri çekmeye başlıyorlar. Arkadaşlarıyla iletişim kuramıyorlar, sohbet edemiyorlar. Bu çocuklar birbirlerine ulaşamıyorlar. Kendilerini geri çekme süreci uzadıkça içlerine daha fazla kapanmaya başlıyorlar. Sonra gelsin okul korkusu…
Hangi sebeple olursa olsun arkadaş edinemeyen çocuklar ve arkadaşları tarafından dışlanma hali çok zor bir durumdur ve mutlaka fark edilip çözülmesi gereken bir çeşit tehlikedir. Çocukta depresyon ve davranış bozuklukları gibi sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.
-Önce anne babalar bilinçlendirilmeli:
Bu durumu engellemek için çocuklarımızın yanında ayrıştırmacı konuşmalar yapmaktan vazgeçelim, çocuklarımıza empati yapmayı öğretelim. Farklı olan arkadaşının, bu farklılığıyla zorlanarak, sorunlarla nasıl baş etmeye çabaladığını anlamasına yardımcı olalım. Örneğin; motor becerileri yeterince gelişmemiş ve bir elini kullanamayan arkadaşının yaşadığı zorluğu, çocuğumuza tam anlamıyla anlatabilmek için bir dizi tiyatro sahnesi hazırlayalım; bir elini beline sabitleyip, sadece diğer elini kullanmak şartıyla okul çantasını toparlamak veya kalem kutusuna kalemlerini dizmek gibi birkaç aktivite yapmasını sağlayalım. Ya da tekerlekli sandalyede oturan arkadaşının niçin o sandalyede oturmak zorunda olduğunu, onun anlayabileceği kelimelerle net bir şekilde anlatalım ki, çocuk sonraki hayatında bunun normal olduğunu kanıksayarak büyüsün. (Anaokulunda bunları bizzat tiyatrolamıştık; mesela çocukların gözlerini bir şal ile bağlayıp, odanın içinde yürümesini veya ondan birşey yapmasını istedik, ya da tek eliyle yemek yemesini…)
Rousseau, Emile adlı kitabında bir çocuğun doğduğunda hiçbir kötü düşünceye sahip olmadığından bahsediyor. Yani çocuk aşağılamayı, dışlamayı önce kendi ailesi ve çevresinden öğreniyor.
Bırakalım çocuklar iyi kalsın. Onların masum dünyalarına kirli düşünceler empoze etmeyelim. Empati kurmalarına olanak sağlayalım. Farklılıkların zenginlik olduğunun farkına vararak büyüsünler.
Farkındalığın farkında olmamız dileğiyle…
