Bazı sözler vardır; söylendiği anda havaya karışır, kaybolur gider. Ama bazı sözler vardır ki insanın içinde kalır. Hatta bazen öyle bir yere yerleşir ki yıllar geçse de yerinden kıpırdamaz.
Sana biraz tuhaf bir şey söyleyerek başlayacağım: İnsan bazen bir kelimenin içinde yaşayabilir.
Evet, gerçekten. Bazen bir kelime insanın içine yerleşir ve orada yıllarca kalır. Söyleyen çoktan unutmuştur, hatta belki o cümleyi kurduğunu bile hatırlamaz. Ama o kelime, birinin içinde sessizce yaşamaya devam eder.
Geçtiğimiz yaz Eskişehir’de tarihî sayılabilecek bir saat ustasının dükkânına girmiştim. Küçücük bir yerdi. Duvarlarda asılı saatler, raflarda eski cep saatleri, camın önünde tamir edilmeyi bekleyen mekanizmalar… İçerisi tik tak sesleriyle doluydu. Sanki zaman parçalara ayrılmış da her biri ayrı ayrı konuşuyordu.
Ben, hem çok sevdiğim kol saatimin pilini değiştirmek için hem de anneannemden kalan eski duvar saatinin temizliğini ve tamirini sormak için oradaydım halbuki ve sıramı bekliyordum. Usta elindeki saati tamir ederken bana şöyle dedi:
“İnsan kalbi de saat gibidir.”
Neden böyle söylediğini anlamadım. Gülümsedi ve ekledi:
“Bir dişi kırılırsa saat durmaz hemen… ama zamanla bütün düzeni bozulur.”
Sonra elindeki küçücük dişliyi gösterdi.
“İnsanların sözleri de bazen böyle bir dişlidir. Küçük görünür ama bütün düzeni değiştirir.”
O an düşündüm. Belki de gerçekten öyleydi. Bir insanın hayatında büyük kırılmalar her zaman büyük olaylarla olmuyordu. Bazen küçücük bir cümle, görünmeyen bir yerde bir dişi kırıyordu.
Belki senin de aklına şimdi bir şey gelmiştir.
Yıllar önce duyduğun bir söz.
Belki bir öğretmenden. Belki bir arkadaştan. Belki de en sevdiğin birinden.
O kişi o cümleyi, belki sadece o an öylesine söylemişti. Ama o kelime sende kalmıştı iz bırakarak. Bazen cesaret olmuştu, bazen kırgınlık… bazen de sessiz bir yara.
İşte o gün dükkândan çıkarken aklımda tek bir düşünce vardı; insan dilinin gücünü çoğu zaman fark etmiyor. Çünkü kelimeler çok hafif şeyler gibi görünüyor. Oysa bazı kelimeler bir insanın içindeki zamanı bile değiştirebilir.
Geçtiğimiz günlerde nerede okuduğumu hatırlamadığım, aklımda kalan bir cümle belirdi ve o gün içimde uzun süre yankılandı: “yaralayabilir ama yaraya da bilir.”
Bakınca sadece bir kelime oyunu gibi duruyor. Ama aslında hayatın en ince gerçeğini anlatıyor. Aynı kelime, aynı ağız, aynı ses… ama iki farklı sonuç.
Bir söz kalpte görünmeyen bir çatlak açabilir. Ama aynı söz, yıllardır kimsenin dokunamadığı bir yaraya da dokunabilir.
Aradaki fark çoğu zaman kelimenin kendisi değildir. Onu söyleyen kalptir.
Lao Tzu ne güzel özetlemiş:
“Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi?”
Konuşmadan önce bir an durmak gerekir. Çünkü dilimizin ucunda duran her kelime o eski saat ustasının dediği gibi küçük bir saat dişlisi gibidir. Yerine iyi oturursa zamanı yeniden işler hale getirir.
Ama yanlış yere denk gelirse…
İnsanın içindeki zamanı durdurabilir.
Bir insanı yaralayabilir.
Ya da…
Hiç beklemediği bir anda, yıllardır kimsenin dokunamadığı bir yaraya iyi gelebilir.
Dervişe dediler ki; “Söz nedir?”
Derviş dedi ki; “Söz var söyleyene hayran olursun, söz de var sarf edene düşman olursun. Söz var her derde deva edilir, söz de var mahşerde dava edilir.”
