Göç Bitince Hikaye Bitmiyor

Göç Bitince Hikaye Bitmiyor
12-08-2026

Bir ailenin göç etmiş olması, çocuğun da göçmen olduğu anlamına gelir mi? Belki de bu soruyu artık başka türlü sormanın zamanı gelmiştir.

Almanya’da çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan bir terapist olarak karşılaştığım ailelerin hikayeleri birbirinden çok farklı. Kimi çocuk Almanya’ya henüz birkaç yıl önce gelmiş. Kiminin ailesi 1960’lı yıllarda işçi göçüyle Almanya’ya gelmiş. Kimi burada doğmuş, hatta anne-babası da burada doğmuş. Kimi bir Türk, kimi Arap, kimi Kürt, kimi Polen, kimi İtalya, kimi Yunan, kimi başka bir kültürel geçmişten geliyor. Bazı ailelerde yalnızca anne ya da baba göç etmişken bazıları ise evlilik yoluyla Almanya’ya gelmiş. Bu nedenle “göçmen çocuk” ifadesi tek başına artık pek bir şey anlatmıyor bize… Çünkü göçün kendisi bir tarihtir. Ama o tarihin aile içinde bıraktığı izler kuşaklar boyunca devam edebilir.

1960’larda Almanya’ya gelen bir işçinin torunu veya torunun çocuǧu bugün psikiyatri kliniğine başvurduğunda, ortada artık yeni bir göç hikayesi olmayabilir. Ama ailenin yaşadığı ilk yılların izleri hala var olabilir. Dil kayıpları, sınıfsal deneyimler, ayrımcılık, aile içinde aktarılan değerler,, “biz burada misafiriz” duygusu ya da tam tersine “burası bizim de ülkemiz” diyebilme mücadelesi… Bunların hiçbiri bir çocuğun hastalığı değildir. Ama çocuğun kendisini, ailesini ve dünyayı nasıl algıladığını etkileyebilir.

Bazen ailede yalnızca bir ebeveynin göç deneyimi vardır. Çocuk burada doğmuştur. Anne başka bir ülkede büyümüş, baba Almanya’da doğmuş olabilir veya tersi. Evde iki dil konuşulabilir. Bir ebeveyn daha geleneksel değerlere bağlıyken diğeri kendisini çok daha farklı bir yaşam biçiminin içinde bulabilir. Çocuk bütün bu farklılıkların ortasında büyür. Ve çoğu zaman yetişkinler bunun çocuk üzerindeki etkisini fark etmez bile…

Çünkü dışarıdan bakıldığında hayat normal görünür. Çocuk Almanya’da doğmuştur, Almanca konuşuyordur, okula gidiyordur. “Artık göçmen değiliz” bile denebilir… Ancak aidiyet yalnızca doğum yeriyle belirlenmez… Unutulan genel bu oluyor…

Bir çocuğun kendisini nerede gördüğü, evde konuşulan dilden tutun da hissettiǧi gönül diline, okulda karşılaştığı bakışlardan ona uygun görülen veya görülmeyen potansiyele, ailesinin geçmişinden kendi geleceğine ilişkin beklentilere kadar pek çok şeyin birleşiminden oluşur.

Üstelik her farklılık bir çatışma yaratmaz. Aksine birçok çocuk birden fazla kültürel dünyayı son derece doğal biçimde bir arada yaşayabilir. Sorun kültürel farklılığın kendisi değil, çocuğun bu farklılıklar arasında kendisine bir yer bulamadığı noktada başlar.

Ve çocuk ve ergenle çalışılan her alanda tam da burada dikkatli olmak gerekir. Bir davranışı hemen kültürle açıklamak kadar, kültürü tamamen yok saymak da doğru değildir. Çünkü aynı davranış farklı ailelerde bambaşka anlamlara gelebilir. Bir ergenin ailesinden uzaklaşma isteği gelişimsel bir süreç olabilir. Ama bazı ailelerde bu süreç, kültürel değerler ve kuşaklar arasındaki farklılıklarla birleştiğinde çok daha ağır bir çatışmaya dönüşebilir.

Bu nedenle göçmen çocuk ve ergenlere yönelik çalışırken çocuğun hikayesini daha geniş bir çerçevede görebilmek gerektirir. Çocuğun nerede doğduğunu değil, hangi hikayenin içinde büyüdüğünü sormak ve öǧrenmek olmalıdır. Anne babasının ne zaman Almanya’ya geldiğini değil, bu göçün ailede ne ve nasıl bir iz bıraktığını anlamaya çalışmak gerektirir. Ve belki de en önemlisi, çocuğu kökenine indirgememek…

Çünkü bir çocuk aynı anda hem Almanyalı hem Türk, hem Alman hem Kürt, hem burada doğmuş hem ailesinin geçmişiyle bağlı olabilir. Bunların hiçbiri birbirini dışlamak zorunda değildir.  Göçün üzerinden bir, iki, üç ve daha fazla kuşak geçebilir. Ama bir ailenin göç hikayesi takvim yapraklarıyla otomatik olarak sona ermez. Bazen hikaye çocukların davranışlarında, ailelerin beklentilerinde, sessizliklerinde ve çatışmalarında devam etmektedir.

Bu yüzden çocuğu anlamak için “Nerelisin?” sorusundan çok daha önemli bir soru vardır:

“Senin hikayen nasıl başladı?” 

Çünkü bir çocuğun bugününü anlayabilmek için, onun doğduğu yere değil; ailesinin nereden geldiğine, neler yaşadığına ve bütün bunların kuşaktan kuşağa ona ne bıraktığına bakmak gerekir.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?