Yıllardır bir terapist olarak insan hikayelerine tanıklık ediyor ve dokunuyorum... Farklı yaşlardan, farklı hayat deneyimlerinden insanların en derin yaralarını, korkularını ve yalnızlıklarını benimle paylaştıklarına şahit oluyorum. Bu görüşmelerde tekrar tekrar fark ettiğim bir gerçek var: İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, hayat yolculuğunda kendisini gerçekten gören, anlayan ve olduğu haliyle kabul eden bir dosta ihtiyaç duyuyor.
Dostluk, sadece birlikte gülmek, güzel anıları paylaşmak ya da zor zamanlarda birkaç güzel söz söylemek değildir. Gerçek dostluk, insanın maskesini indirebildiği, kendini savunmak zorunda hissetmediği bir güven alanıdır. Çünkü insanın en büyük ihtiyaçlarından biri “Ben olduğum halimle değerliyim” duygusunu yaşayabilmesidir...
Psikolojik açıdan baktığımızda sağlıklı ilişkiler, ruhsal dayanıklılığımızı güçlendiren önemli kaynaklardan biridir. Bir insanın hayatında onu eleştirmeden dinleyen, başarısında samimi şekilde sevinen, düştüğünde elinden tutan birinin olması zor dönemleri daha kolay atlatmasını sağlar. Çünkü bazen insanın ihtiyacı bir çözüm değil, sadece yanında sessizce oturabilecek bir kalptir.
Ancak günümüzde dostluğun anlamı giderek değişiyor. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan, yüzlerce insanla iletişim kurduğu halde kendini anlaşılmamış hisseden birçok insanla karşılaşıyorum. Sosyal medya bağlantıları arttıkça gerçek bağların azaldığı bir dönemde yaşıyoruz... Bir insanın kaç takipçisi olduğu değil, kaç kişinin onun gözyaşını fark ettiği önemlidir. Çünkü gerçek dostluk, görünür olmakla değil, görülmekle ilgilidir.
Gerçek bir dost, hayatımıza sadece iyi günlerimizde eşlik eden kişi değildir. Bazen bizi rahatsız eden doğruları söyleyebilen, yanlışlarımızı gösterebilen kişidir de aynı zamanda... Çünkü dostluk sadece onaylanmak değildir...Gelişmemize katkı sağlayan dürüst bir aynaya sahip olmaktır... Fakat bu aynanın içinde sevgi yoksa, söylenen sözler iyileştirmez, yaralar...
Mesleğim gereği yoǧun gözlemlemelerimde tesbit ettiǧim şudur: İnsan ilişkilerinde en derin yaralardan biri, kendini yalnız hissetmesidir. Yalnızlık bazen etrafımızda hiç kimsenin olmaması değildir. Asıl yalnızlık, kalabalıkların içinde bile kimsenin bizi gerçekten anlamadığını hissetmektir. İşte bu noktada gerçek bir dost, insanın ruhuna dokunan en kıymetli hediyelerden biridir...
Ancan dostluk emek ister. Dinlemeyi, sabretmeyi, affetmeyi ve karşımızdaki insanı değiştirmeye çalışmadan kabul etmeyi gerektirir. Günümüzde birçok ilişki, beklentiler karşılanmadığında kolayca terk ediliyor. Oysa gerçek bağlar, sadece güzel günlerde değil, kırgınlıklarda, yanlış anlaşılmalarda ve zor süreçlerde verilen emekle güçlenir.
Hayat bize birçok insan tanıtır ve hayatımıza bir şekilde bir çok insan girer. Bazıları yolumuza kısa süreliğine eşlik eder, bazıları ise kalbimizde iz bırakır. Yıllar geçse, mesafeler girse bile bazı dostluklar insanın içinde yaşamaya devam eder. Çünkü gerçek dostluk zamana bağlı değildir, insanın ruhunda bıraktığı etkiye bağlıdır. Belki de hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur: Hayatımızda kaç kişi var değil, kaç kişinin hayatında gerçek bir dost olabiliyoruz? Çünkü dostluk sadece sahip olduğumuz bir değer değil, aynı zamanda başkalarına sunduğumuz bir iyiliktir.
Bir insanın hayatına dokunmak, ona yalnız olmadığını hissettirmek, bazen dünyanın en büyük iyiliklerinden biridir. Çünkü gerçek dostluk, insanın karanlık zamanlarında yanan küçük ama güçlü bir ışık gibidir. Ve bazı ışıklar vardır ki, sadece yolu değil, insanın iç dünyasını da aydınlatır.
Dostça kalın...
