Şiddet Sessizlikte Kök Salar

Şiddet Sessizlikte Kök Salar
09-05-2026

Şiddetsiz bir toplumdan söz ederken artık sadece okuldan, sokaktan ya da aile içi eğitimden bahsetmek yetmiyor. Çünkü bugünün çocukları yalnızca gerçek dünyanın içinde değil, aynı zamanda dijital dünyanın da içinde büyüyor. Üstelik bu dünya çoğu zaman kontrolsüz, sınırsız ve filtresiz bir alan sunuyor. Bu yüzden şiddetin dili de artık değişmiş durumda.

Eskiden çocuk dışarıda ne görüyorsa onunla büyürdü. Şimdi ise bir ekran aracılığıyla dünyanın her yerinden yüzlerce görüntü, duygu ve davranış çocuğun zihnine ulaşıyor. Dizilerde, oyunlarda ve dijital platformlarda güç çoğu zaman öfke ile yan yana gösteriliyor. En çok bağıran, en sert duran ya da karşısındakini ezen kişiler görünür oluyor. Şiddet bazen kahramanlık gibi sunuluyor, bazen de sıradanlaştırılıyor. İnsan zihni ise sürekli gördüğü şeyi zamanla normal kabul ediyor. Çocuk da fark etmeden bunu öğreniyor.
Ama mesele sadece ekranlar değil elbette… Çünkü çocuğun dünyasını asıl şekillendiren yer hala evidir. Ne var ki bugün birçok evde insanlar aynı çatı altında yaşasa da birbirinden uzak hayatlar sürüyor. Aynı masada oturup birbirinin yüzüne bakmayan, aynı evde olup birbirini gerçekten dinlemeyen aileler giderek çoğalıyor. Sohbetin yerini telefonlar, temasın yerini sessizlik alıyor. Çocuk ise çoğu zaman kendi duygularıyla baş başa kalıyor.

Bir başka sorun da modern ebeveynliğin yanlış anlaşılmasıdır. Çocuğu mutlu etmek ile onu hayata hazırlamak aynı şey değildir. Bugün birçok anne baba “üzülmesin” diye çocuğa sınır koymaktan kaçıyor. Oysa çocuk için sınır bir baskı değil, güven hissidir. Sınırın olmadığı yerde çocuk özgürleşmez hatta aksine savrulur. Her istediği hemen olan, beklemeyi öğrenmeyen bir çocuk hayatın ilk engelinde öfke ile karşılaşır. Çünkü tahammül etmeyi bilmiyordur.

Şiddet denildiğinde çoğu insanın aklına sadece bağırmak ya da vurmak geliyor. Oysa bazen en derin şiddet sessizliğin içinde saklıdır. Çocuğun duygusunu sürekli ertelemek, onu dinlememek, ekranlarla susturmak da bir çeşit ihmaldir. Çünkü çocuk burada şunu öğrenir: “Ben önemli değilim.” Kendini değersiz hissederek büyüyen bir insanın başkasına değer vermesi de zordur.
Bu yüzden çözüm teknolojiyi tamamen yasaklamak değildir. Mesele ekranı kapatmak kadar, ekran kapandıktan sonra ne olduğudur. Çocuk konuşabileceği bir yetişkin görmek ister. İzlediği şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu onunla konuşan bir anne babaya ihtiyaç duyar. Çünkü çocuk sadece söyleneni değil, hissedilen ile büyür...

Aile içinde yeniden sohbetin kurulması bu yüzden çok kıymetlidir. Bazen içten sorulan bir “bugün nasılsın?” sorusu bile çocuğun dünyasında büyük bir yer açabilir. Çünkü duyulan ve dikkate alınan duygu iyileşir, bastırılan duygu ise zamanla öfkeye dönüşür.
Şiddetsiz bir toplum kurmak istiyorsak önce evlerin içindeki sessizliği fark etmemiz gerekiyor. Çocuklara sadece konfor değil, sorumluluk da vermemiz gerekiyor. Sadece özgürlük değil, sınır da gerekiyor. Çünkü sevilen, duyulan ve sınırlarla büyüyen bir çocuk hem kendine hem de başkalarına zarar vermeden yaşamayı öğrenir. Ve aslında şiddetsiz toplum dediğimiz şey, tam da böyle insanların çoğalmasıyla mümkün olur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?