Deǧer Temelli Mahremiyet Bilinci

Deǧer Temelli Mahremiyet Bilinci
05-02-2026

Bir çocuğun kendisini güvende hissetmesi, önce bedeninin güvende olduğunu bilmesiyle başlar. Bedensel mahremiyet bilinci, çocuğun yalnızca fiziksel sınırlarını değil aynı zamanda benlik algısını, özsaygısını ve dünyayla kurduğu ilişki biçimini de şekillendirir. Bu bilinç gelişmediğinde, çocuk yalnızca dış tehditlere açık hale gelmez aynı zamanda kendi sınırlarını tanıyamayan ve “hayır” demekte zorlanan ve bedenine yabancılaşmış bir birey olma riskini de taşır.

Psikolojide beden sınırları, benliğin en erken oluşan katmanlarından biri olarak kabul edilir. Çocuk, bedenine nasıl davranıldığı üzerinden değerli olup olmadığını öğrenir. Zorla sevilen, istemediği halde dokunulan, mahrem alanları ihlal edilen çocuk, zamanla sınırlarının anlamsız olduğu inancını geliştirir. Bu durum, ilerleyen yaşlarda pasiflik, suçluluk, kaygı ve travmaya yatkınlık gibi psikolojik sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple saǧlıklı mahremiyet eğitimi, çocuğun kendini koruma becerilerinin temelini oluşturmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de insanın “en güzel surette yaratıldığı” vurgulanmaktadır. İslam ahlakında beden, kişiye ait mutlak bir mülk değil,  korunması gereken bir emanettir. Bu emanet anlayışı, çocuğa aktarıldığında bedenine karşı sorumluluk duygusunu geliştirir. Mahremiyet burada korkuya dayalı bir yasak alanı değil, onura dayalı bir koruma alanıdır. Kur-an’da ve sünnette mahremiyet, insanın değeriyle doğrudan ilişkilendirilir. Bu yaklaşım son derece işlevsel ve kıymetlidir, çünkü çocuk kendisini “ayıp” olduğu için değil, “değerli” olduğu için koruması gerektiğini öğrenir.

Türk kültüründe mahremiyet, edep ve haya kavramlarıyla iç içe geçmiştir. Ancak modern dünyada bu kavramlar çoğu zaman yanlış anlaşılmakta ve suskunluk, bastırma ve konuşmama ile karıştırılmaktadır. Oysa sağlıklı bir mahremiyet eğitimi, çocuğun bedenine dair sorular sormasına izin verir ve  duygularını ifade etmesini engellemez. Pedagojik hata ise tam da burada başlar: Çocuğun merakı bastırıldığında değil, güvenli bir dille yönlendirilmediğinde risk artar. Ve konuşulamayan beden, savunmasız bedene dönüşür.

Mahremiyet bilinci, çocuğa tek seferde öğretilen bir bilgi değil, süreç içinde inşa edilen bir farkındalıktır. Anne-babanın çocuğun odasına kapıyı çalarak girmesi, onun istemediği fiziksel teması ve hatta öpücüklerde zorlamaması, bedenine dair kararlarına yaşına uygun şekilde saygı göstermesi, sessiz ama güçlü mesajlar verecektir. Bu tutumlar, çocuğun zihninde “Benim bir sınırım var ve bu sınır saygı görüyor” düşüncesini yerleştirir.

Psikolojik dayanıklılığı yüksek çocuklar, sınır ihlali yaşadıklarında bunu ifade edebilme cesaretine sahiptirler. İslami değerlerle temellendirilmiş bir mahremiyet eğitimi, çocuğa yalnız olmadığını da öğretir. “Allah seni korumayı emrediyor” düşüncesi, içsel bir güven mekanizması oluşturur. Bu mekanizma, çocuğun yalnızca dış dünyaya karşı değil, kendi iç dünyasına karşı da şefkatli ve saygılı olmasını sağlar.
Okul ve toplum ayağında ise mahremiyet bilincinin yalnızca biyoloji derslerine sıkıştırılması büyük bir eksikliktir. Bedensel sınırlar, ahlaki değerler ve psikolojik farkındalık birlikte ele alınmadığında eğitim eksik kalır. Türk-İslam geleneğinde mahremiyet, insan onurunun sessiz bekçisidir. Bu bekçi susturulmaz, güçlendirilir!
Sonuç olarak, çocuklarda bedensel mahremiyet bilinci psikolojik sağlamlık, pedagojik tutarlılık ve ahlaki rehberlik olmadan gelişemez. İslami ve Türk değerleriyle temellendirilmiş bir yaklaşım, çocuğu korkutarak değil güçlendirerek korur. Mahremiyet bilinci kazanan çocuk, yalnızca bedenini değil, sınırlarını, duygularını ve insan olma onurunu da korumayı öğrenir. Bu da gelecekte daha sağlıklı bireylerin ve daha güvenli toplumların temelini oluşturur. 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?