?>

Göçün Alman Siyasetine Yansıması

Dr. Yılmaz Bulut

5 saat önce

Alman toplumu, göç öncesi dönemde homojen bir yapıdaydı. Kimlik, dil ve kültür açısından bütünlük gösteriyordu. Küreselleşme ve göçlerle birlikte toplum karmaşıklaştı ve toplumsal yapıda önemli değişiklikler oldu. Neticede kültürel olarak  yerli-yabancı ayrımı belirginleşti.

Göç sonrası oluşan toplulukların, çoğunluk toplumunun beklentileri doğrultusunda erimesi gerçekleşmiyor; aksine, geldikleri ülkeye olan bağlarını koruyarak bir ulus aşırı topluluk oluşturuyorlar. Avrupa’da doğup büyüyen yeni nesiller çoklu kültürel etkiler altında yeni kimlikler geliştiriyor. Farklı kültürel kökene dayanan topluluklar da birbiriyle etkileşime geçiyor.

Yerleşik Alman toplumunda bazı gruplar gelişmeleri kültürel zenginlik olarak görerek farklılıkları tanıyor ve demokrasinin kapsayıcılığını destekliyor. Bazı kitleler ise göçmenleri yerleşik gelenek ve statükoya tehdit olarak algılıyor. Artan kültürel farklılıkları, sosyal dayanışmayı tehdit eden içsel bir zaafiyet olarak görüyorlar. Bu kitleler, kültürel-dini farklılıkların artması karşısında demokrasi huzursuzluğuna kapılmış durumdalar.

Toplumda birlikte yaşamak giderek daha önemli hale gelirken, siyasetin ortak bir gelecek için yapıcı adımlar atması gerekiyor. Almanya’da demokratik meşruiyet, insan onurunu ve halkın demokrasiye katılımını esas alır; millet tanımı ise zaman zaman dışlayıcı tutumlara yol açabilir.

Toplumun bütünleşmesi için kapsayıcı bir gelecek vizyonu oluşturulmalı, özgürlük ve eşitlik öncelenmeli ve ayrımcılıktan uzak ortamlar teşvik edilmelidir. İletişim ve güven güçlendirilmeli, yeni vatandaşların topluma aktif katılımı desteklenmeli ve kapasiteleri artırılmalıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI