?>

ÜLKEN İÇİN SAVAŞIR MISIN?

Hümeyra Yıldırım YALÇIN

4 saat önce

Sıcak gündemin en öndeki konusu savaş… Halkın içine dalan bazı fenomen muhabirler soruyor, ülkede kara harekâtı olsa savaşır mısınız? Ülken için savaşır mısın? Pat diye sorulan sorunun karşısında afallayanlar, tereddüt edenler, gerekirse canımı veririm diyenler sıralanıyor bir bir. Gaza gelme hızı oldukça yüksek bir millet olduğumuz için ekseri görüşler vatan sana canım feda sloganının etrafında birleşiyor. Bu genetiğimizde kodlu bulunan ordu millet karakterinin küçük bir dışavurumu sadece. Millet olma bilincini diri tutan bir iç kıvılcım diyebilirim.

Bu kıvılcım sosyal medyada yayınlanan gönderilerde ateş olmuş yanıyor bu aralar. Bu da güzel bir damar. Herkes bu kalın damar etrafında bir olmuş; dosta güven, düşmana korku salıyor habere. Birbirimizi yediğimiz günler yedeğimizde dursa da yeni bir sayfaya başladı her bir vatandaşımız sanki sosyal medyada. Bu benim de kanımı kaynatsa da biraz durup düşünmeyi de ihmal etmedim.

Ülken için savaşır mısın? Ne kadar kuru, yavan bir soru. Savaş bir anlık ya da üç beş günlük bir olay mıdır ki böyle bir soruya muhatap etsin kişiyi? Bana kalırsa savaş öncelikle insanın kendi içinde başlar. Nefsi diyebileceğimiz konfor alanında bir savaş verebiliyor mu insan önce ona bakmalı.  Sıcak evinde, sıcak yorganını aralayıp namaza kalkabiliyor mu uykuya rağmen. Sigaraya rağmen oruç tutabiliyor mu? Öfkesini yutabiliyor mu kriz anında? Trafikte sinirlenmeden gideceği yere varabiliyor mu? Kendi iç disiplinini sağlayabiliyor mu?  Düşmana sinirlenmek kolay oturduğu yerden kendini hesaba çekebiliyor mu? Yalana yer veriyor mu hayatında? Yaptıklarıyla söyledikleri, ahkâm kestikleri birbirini tutuyor mu? Bu işin dini ve ahlâki boyutu.

Yaptığı işin hakkını verebiliyor mu? Ölçüyü tartıyı tam yapıyor mu? Ne kadar adil olabiliyor kararlarında? Bunların hepsi vatan sevgisinin bir parçasıdır. Bu parçalar bazen o kadar küçüktür ki kimse aldırmaz ama asıl ışıltı, çaba ve gayret ordadır. Yere çöp atmamaktır bu parçalardan birisi, arabadan yola çöp fırlatmamaktır, musluğu açık bırakmamaktır, açık unutulan ışığı söndürmektir,  sırası gelene kadar beklemektir, çocuğunun şımarıklığına dur demektir, öğretmenine saygılı ol demektir, arkadaşından özür dile demektir yeri geldiğinde. Bunlar da işin sosyal boyutu.

Kişi kendi sınırlarını bilip başkasının sınırlarına saygılı oldukça sever vatanını, ailesini, öğretmenini, etrafındakileri.  Vatanı sevmek dışa karşı gösterilecek bir refleks değil içe dönük bir süreçtir ve devamlıdır. Yolda yürürken minareden gelen ezan sesiyle şükürle dolmaktır vatan sevgisi. Pazarda çeşit çeşit meyve sebzenin arasında dolaşırken kolay gelsin, bu da bizden olsun, afiyet olsun seslerinin içinde yürümek, parkta oynayan çocukların gülücüklerinde kaybolmak, fırından taşıp gelen pide kokusunda akşamki iftarın hayaline dalmak, şehrin orta yerinde bir banka oturup sebepsiz yere geçip gidenleri seyretmek, onların telaşını, sevincini, öfkesini, hüznünü yüzlerinden okumak, iyi  bir terzi tavsiyesi almak, mahallenin kasabından vazgeçmemek, en iyi kelle paça yapan yeri aramak, bozulan musluklar için tesisatçı aramak… Vatan sevgisine hepsi dahidir. Başkalarına ihtiyaç duymak ve başkalarının sana ihtiyacı olması… Vatan sevgisiyle yaşamak budur. Teravihte tanıdıklara rastlamak, önceki gün oynanan maçı yorumlamak, düğünde halaya durup, ölüde ağıt yakmaktır. Ramazan’da harçlık toplamak, 23 Nisan’da sokakları kırmızı beyaza boyamaktır. Siyasilere atıp tutmak, yeri geldiğinde tartışmak ama sonra önündeki işe bakmak… Önündeki işe bakmak…  Mesele bu. O zaman daha anlamlı olur ellerde sallanan bayrak. Ezbere okunan istiklal marşı, hikâye olarak paylaşılan Atatürk’ün sözleri, Fatih’in portresi...  Bunların hepsiyle gurur duyuyoruz. Dalgalanan bir bayrağın rüzgârını içimizde hissediyoruz. Bunlar mukaddes duygular ancak anlık bir dalgalanma ile gelip geçici olmaması gerekir. 

Metehan gibi önceden onluk sistemi kurup o nizamı oturtursak savaş anında ben bu kadar Çinliyi nereye gömeceğim deme cesaretine ve hakkına sahip oluruz. Gemileri karadan kaydırarak ilerletti diye övündüğümüz Fatih’ in reels kaydırarak düşmana korku salmayı planlayan torunları olmaktan korkarım. Amacım akıl vermek değil, bir duyguyu doğru yerden yakalamak. Vatan sevgisine dair duygularımız doğru yerden yakalanmazsa diğer bütün duyguların bir anlamı kalmaz diye düşünüyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI