?>

GÖZÜM ARKADA KALMASIN

Hümeyra Yıldırım YALÇIN

4 saat önce

Ramazan bir gelsin rahatlarız demiştim,  öncesindeki koşturmacayı hesaba katarak. Ancak Ramazan kendi ışıltısı, heyecanı, kıpırtısıyla önceki zamanların önüne geçti. Bir iki gün süren ilk karşılaşma telaşı, yerini alışkanlığa bıraktı yavaş yavaş. Açlığa, uykusuzluğa alıştık git gide.

Ezan gün içinde her şeyin belirleyicisi olarak ilk sırayı aldı. İftar ezanıyla açılan dudaklar, sahur ezanıyla kapandı. Hep “haydi” der gibi aramızda dönüp durdu Ramazan. Haydi namaza, haydi sofraya, haydi sahura, haydi çaya…

Bir sevinç getirdi ki benzemiyor başka sevinçlere. Nasıl bir şey ki bu dalga dalga yayıldı yüzlere, evlere,  caddelere, fırından çıkan pidelere, gökteki yıldızlara, sürüklenip giden bulutlara, ağaçlara, kuşlara... İlk orucunu tutan miniklerin gözlerine, teravihe gelen yaşlıların dizlerine, oruca rağmen top oynamayı bırakmayan gençlerin azimlerine yayıldı Ramazan sevinci. 

Belki biraz zor geldi susuzluk, sonlara doğru iyice belirdi halsizlik...  Yine de oruçlu yüzlerindeki o masumluk ne güzel bir resim çizdi sessiz sedasız. 

Ramazan gelmeden iftar davetleri planlandı. Yemek çeşitleri ayarlandı. Misafirler günlere dağıtıldı. Belki bir yılda davet edilecek sayıda insan bir ayda ağırlandı. Ramazan bir gayret verdi, bereket verdi, rahmet verdi. Yenildi içildi ama hiç eksilmedi. Ziyade olsun denildi. Ramazan da ziyadeleştirdi. Kuran sesi çoğaldı, çoğaldı zikirler. Yerden göğe damla damla bir yağışa karıştı dualar, âminler. Ahret hesabına yatırıldı zekâtlar, fitreler. 

İftar duasından sonra orucu açtığımız su ya zemzeme eşdeğerdi ya da ondan üstündü. Hiçbir çorba oruç açtıktan sonra ilk kaşıkla aldığımız kadarki lezzeti veremedi. Doymaya yakın bir El yavaş yavaş aldı o lezzeti damağınızdan, dilimizden. Bitimli lezzetler, bitimli bir ay ve bitimli dünya. Ramazanın da sonlarına gelindi. Baştaki sevinç ve alışkanlık yerini ayrılık hüznüne bıraktı. Beşinci mevsim gibiydi bir aylık bu güzel, sıcak, munis havalarda geçirdiğimiz zaman. Bir kedinin sobanın kıyısında kıvrılışı gibiydi halimiz Rahman’ın karşısında. Aynı safta duran buğday başakları gibi salındık teravihte yan yana. Uzaktan gelen kuş cıvıltısı gibiydi kıyamda omuz omuza verdiğimiz insanların dudaklarındaki incecik sûre kıpırtıları.

Son yarım saat kala artan sofra telaşında buldum neşeyi, tazeliği, sevdiklerime kıymet vermeyi. Son yarım saat; dallardan, çiçeklerden, yıldızlardan, masum yüzlerden, pazardan, fırından, sokaktan toplayıp Ramazan’ın getirdiği sevinci sofraya koymayı çok sevdim. Belki zor geldi ama yüksünmedim. Nerede o eski Ramazanlar demediğimden olacak, her sene daha değişik bir uhrevî hâl sezinledim Ramazan'da. Şimdi gidiyor Ramazan. Biraz hüzün kalıyor elimizde biraz da manevi havanın  sînelerde oluşturduğu affolma ümidi. Bu ümit yine sevince dönüşecek bayramda. Şeker şerbet olup sunulacak önümüze. Giderken hoşça kalın diyecek Ramazan. İyi olun, kendinize iyi bakın, gözüm arkada kalmasın. Dili olsa iki beyit söyleyecek elveda niyetine…

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin senMerdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

YAZARIN DİĞER YAZILARI