Afilli Sözleri Seviyoruz

Afilli Sözleri Seviyoruz
28-09-2026

Toplum olarak afilli sözleri çok seviyoruz. Bir cümle kuruyoruz, altına da hayatın bütün meselelerini çözmüşüz gibi bir nokta koyuyoruz. Sanki birkaç kelimeyle yılların birikimini, bir insanın acısını, korkusunu, kaybını ve çaresizliğini açıklamak ve hatta çaresini bulmuş olmak mümkünmüş gibi…

Birine ne yaşadığını sormadan, nasıl dayandığını anlamadan, o yaşananın onun hayatındaki yerini bilmeden hemen ne yapması ve nasıl yapması gerektiǧi ile ilgili sözleri sıralayabiliyoruz... Çünkü susmak zor geliyor! Susabilmek ve sessizce orada olmak, belki sadece dinlemek tahammülü zor bir durum. Ama bir şey söylemiş olmak bir şey yapmışız hissi verdiǧi için içimizi rahatlatıyoruz...

Oysa her söylenen sözün karşıdaki insana iyi gelmediǧini çok çabuk unutuyoruz. Bazen “güçlü ol” diyoruz... Oysa belki de o insan hayatında ilk kez güçlü olmak zorunda kalmadan ağlamak istiyor. “Takma kafana” diyoruz....Belki de kafasına takılan şey yıllardır içinde taşıdığı bir yaranın tam üzerine denk geliyor. “Her şeyde bir hayır vardır” diyoruz...Belki o an ihtiyacı olan şey yaşadığı acının hayrını bulmak değil, sadece acısının görüldüğünü hissetmek.
Bir de “ben olsam…” diye başlayan çok keskin ve net cümlelerimiz var... İnsan, başkasının sınavına dışarıdan bakınca kendisini çok güçlü zannedebiliyor. Çünkü dışarıdan bakıldığında seçenekler daha fazla, yollar daha açık, kararlar daha kolay görünür... Fakat insan kendi hayatının içine girdiğinde aynı cümleleri kuramayabiliyor.

Nitekim kişi kendisi aynı sınavdan geçmediği sürece, karşısındakine ne yapması gerektiğini söylemek çoğu zaman kolaydır. Ama aynı sınavdan geçmek bile her şeyi eşitlemez. Çünkü iki insan aynı kaybı yaşayabilir ama aynı şeyi kaybetmiş olmaz. Aynı ayrılığı yaşayabilir ama aynı yerinden kırılmaz. Aynı hastalıkla mücadele edebilir ama aynı korkuyu taşımaz. Birinin dayanabildiği şey, diğerinin sınırını aşabilir. Üstelik bazen karşımızdakinin ihtiyacı bir cevap bile değildir... Belki sadece yaşadığı şeyi anlatabilmek, cümlesini tamamlayabilmek ve karşısında onu düzeltmeye çalışmayan birinin olduğunu bilmek ve sadece kendi duygularıyla yargılanmadan varolabilmek ister... Her anlatılanın sonunda bir sonuç çıkarmak, her acının karşısına bir çözüm koymak zorunda değiliz. Çünkü bazı yaşantılar hemen çözülmez. Bazıları önce yaşanır, sonra anlaşılır. Bazen de insanın ihtiyacı yol gösterecek birine değil, o yolda bir süre yanında yürüyecek birine ihtiyaç duyar.

Unutmayalım ki hepimiz yaşadıklarımızı taşıma biçimimiz farklıdır. Bu yüzden bazen iyi niyetle söylediğimiz en güzel cümle bile yanlış zamanda, yanlış yerde ve yanlış kişiye söylendiğinde hiçbir anlam taşımaz.

Belki de birbirimize biraz daha az söz, biraz daha fazla alan bırakmalıyız. Hemen anlamlandırmak yerine dinlemeyi, öğüt vermek yerine yanında durmayı, kendi yaşadıklarımızı başkasının hayatına ölçü yapmamayı öğrenmeliyiz. Çünkü insanın acısı, bizim tecrübemizin devamı değildir.

Her hayatın kendi şartları, kendi geçmişi, kendi kırılma noktaları vardır.
Ve belki de gerçek destek, her durumda söyleyecek afilli bir söz bulmak değil, bazı durumlarda susmanın bizzatihi bir iyilik olduğunu bilmektir.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?