Bir gün küçük bir kafede otururken ister istemez yan masamda oturan birkaç arkadaş grubunun sohbetine kulak kabartmıştım. Beş kişilerdi; biri kuafördü; içeri giren herkesin saçına bakıyor, “Katları biraz daha kısaltsa yüzü açılır aslında,” diye fısıldıyordu. Diğeri terziydi; gözleri insanların giyim kuşamında, paça boylarında geziniyordu. Üçüncü kişi ise genç bir mimardı; kafeye girenlerin değil, mekânın tavan yüksekliğinin, ışığın geliş açısının, sandalyelerin formunun farkındaydı.
Aynı yerde, aynı anda, aynı insanlara bakıyorlardı. Ama bambaşka şeyler görüyorlardı. İşte algıda seçicilik tam da buydu.
Eğer siz bugün bir kuaförseniz insanların saçına dikkat ederseniz, eğer siz bugün bir terziyseniz, insanların giymiş oldukları kıyafetin modeline veya dikişine dikkat edersiniz, eğer siz bir grafiker yada mimarsanız görsele dikkat edersiniz. Yani hayatta neyle uğraşıyorsanız algınız bu olur.
Arkadaşlarınızla ettiğiniz sohbetleri düşünün: bir öğretmen arkadaşınızla sohbet ediyorsanız sohbetin konusu büyük ölçüde çocuklar ve eğitim seviyeleri olacaktır. Bir mali müşavir yada muhasebeciyle sohbet ediyorsanız sohbetinizin konusu vergi, defterler, raporların hazırlanma zorluğu olacaktır. Ya da turizmle uğraşan bir arkadaşınızla sohbet ettiğinizde sohbetinizin konusu yine o alanda farklı ülke ve bölgelere yapılan gezi ve turlar olacaktır.
Hayat, önümüzden akan kocaman bir nehir gibidir; biz ise o nehirden sadece avucumuzun alabildiği kadar su tutabiliyoruz. Avucumuzun şekli kim olduğumuzla, neye inandığımızla, neyi düşündüğümüzle belirleniyor.
Eğer gün boyu eksiklerinizi düşünüyorsanız, gözünüz hep eksiklere takılır. Aynaya baktığınızda yüzünüzdeki yorgunluğu, omuzlarınızdaki ağırlığı görürsünüz. Birinin size bakışında ilgiyi değil, yargıyı ararsınız. Kalabalık bir odada söylenen güzel sözleri değil, arada kaçırdığınız tek eleştiriyi hatırlarsınız. Çünkü zihniniz o frekansa ayarlıdır.
Ama eğer içinizde küçücük de olsa “Ben sevilmeye değerim” cümlesi varsa, dünya yavaş yavaş başka bir renge boyanır. Aynaya baktığınızda gözlerinizdeki ışığı fark edersiniz. Birinin gülümsemesini yakalarsınız. Başarısızlık yaşadığınızda “Ben zaten yapamam” demez, “Demek ki öğreniyorum” dersiniz. aynaya baktığınızda sevilmeyi hak eden başarılı birini görürseniz algınız bu olur. Çünkü algınız artık başka bir kapıyı aralıyordur.
İnsan düşündüğü kişi midir? Belki tamamen değil… Ama büyük ölçüde, evet. Çünkü neyi çok düşünüyorsak, zihnimiz o yönde delil toplamaya başlar. Kendimizi beceriksiz olarak etiketlediysek, yaptığımız on güzel işi değil, bir küçük hatayı büyütürüz. Kendimizi güçlü olarak görmeye başladıysak, tökezlediğimizde bile ayağa kalktığımız anı hatırlarız.
Algı bir bahçe gibidir. Hangi tohumu daha çok suluyorsak, o filizlenir. “Ben yetersizim” tohumunu her gün kaygıyla, kıyasla, iç eleştiriyle beslerseniz, bir süre sonra etrafınızda sadece dikenler görürsünüz. Ama “Ben gelişiyorum” tohumunu sabırla, şefkatle, küçük başarıları fark ederek beslerseniz, bir gün dönüp baktığınızda bahçenizde çiçeklerin açtığını görürsünüz.
En güzel tarafı ise; bahçe sizin ve bahçıvan da sizsiniz. Neyi ekip, neyi sulayacağınıza siz karar verirsiniz.
Nerde gezerseniz oranın kokusunu alır, neye dokunursanız o kokuyu ona aktarır ve etrafınıza dağıtırsınız. Ama hangi kokuyu içinize çekeceğinizi seçme gücünüz de var. Sürekli karanlık sokaklarda dolaşırsanız içinize sinen koku ağır olur. Ama arada bir yüzünüzü güneşe çevirirseniz, içinizdeki ferahlık dışarı taşar. Neye dokunursanız onun izini taşırsınız; sevgiye dokunursanız sevgi, umuda dokunursanız umut bulaşır ellerinize.
Nitekim insan sadece düşündüğü kişi değildir; aynı zamanda düşündüğünü büyüten, büyüttüğünü yaşayan kişidir.
Bugün aynaya baktığınızda kendinize küçük bir iyilik yapın. Eksikleri değil, emeği görün. Hataları değil, cesareti fark edin. Henüz olmadığınız kişi için kendinizi yargılamak yerine, olmakta olduğunuz kişiyi sevin.
Algınız değiştiğinde dünya bir anda değişmez belki. Ama dünya ile kurduğunuz ilişki değişir.
Gözleriniz nereye alışırsa, kalbiniz de oraya yerleşir. O yüzden gözlerinizi biraz daha şefkate, biraz daha umuda, biraz daha kendinize alıştırın. Gülümseyerek bakmayı seçtiğinizde, hayat da size gülümsemeyi öğretir.
