Ana içeriğe geç

eura24.com - Avrupa'dan haberler ve köşe yazıları. Tarafsız, güçlü, dinamik: yazarlarımızdan en güncel yazılar, Almanya ve Avrupa gündemi, Türk dünyası, kültür, sanat ve yaşam.

Dr. Yılmaz Bulut
Dr. Yılmaz BulutKöşe Yazarı

Almanya‘da Eğitim Eşitsizliği Bir Kader mi?

Almanya‘da Eğitim Eşitsizliği Bir Kader mi?

Bu yazıdaki amacım Almanya’daki eğitim adaletsizliğine işaret etmektir.

Girişimlerim sonucunda Köln Üniversitesinde “Türk-Alman Öğrencilerin Kimlik ve Eğitim Başarısı” başlıklı bir konferans düzenlemişti. Aradan 14 yıl geçti. Konferansta eğitim sistemindeki yapısal eksiklikler ile velilerin yaşadığı sosyal belirsizlikler ele alındı. Okulların beklentileri, velilerin kültürel yaklaşımları ve sosyal belirsizlikler arasındaki gerilimler tartışıldı. Öğretmen ve velilerin öğrenilmiş çaresizliğinden etkilenen çocuklar başarısız oluyor, bu çaresizlik ise başkaldırı olarak ortaya çıkıyordu.

Aradan geçen yıllara rağmen istatistiki bilgiler, Türk-Alman öğrencilerin olması gereken başarı oranının uzağında olduğunu ortaya koymaktadır. Yüksekokullara gidebilme imkanı bulan ve meslek edinebilenlerin sayısı olması gerekenin altındadır. Eğitimdeki başarısızlık aynı zamanda meslek yeri bulmada da zorluklara yol açmaktadır.

Almanya’daki geleneksel eğitim modeli, okul ile veli arasındaki iş birliğine dayanır. Bu yapı, velilerin belirli bir ideale uygun davranmasını bekler. Göçmen topluluklar kültürel ve sosyal nedenlerle bu beklentiyi karşılayamadığında pedagojik bir boşluk oluşur. Çocukların başarısını desteklemek için pedagojik ve kültürel süreçler, farklı yöntemlerle birbiriyle uyumlu hâle getirilmelidir. Velilerin ve çocukların eğitim sorumluluğu, kültüre duyarlı girişimlerle güçlendirilmelidir. Veliler, aracı kurumlar yoluyla eğitim sürecine dâhil edilmeli ve kültürel çaresizlikten kurtarılmalıdır. Bu nedenle eğitim sistemi yeniden ele alınmalıdır. Özellikle göçmen toplulukların güçlü yönleri öne çıkarılıp harekete geçirilerek eğitim sorumluluğu geliştirilebilir.

Göç geçmişi olan çocukların eğitim sorunlarının nedenleri çok boyutlu ve karmaşıktır. Başlıca sorun alanları; okul sisteminin işleyişi, okul öncesi ve okul dışındaki koşullar, öğrenci psikolojisi ve veli tutumlarıdır. Sorunlara rağmen her öğrencinin potansiyelini en iyi şekilde kullanmasını kolaylaştıracak ve bireysel gelişimini destekleyecek yaklaşımlar geliştirilmelidir. Yabancı öğrencileri dezavantajlı duruma düşüren etkenler ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için yeterli mali kaynak ayrılmalıdır. Çok kademeli okul sistemi yerine, çeşitli destek olanaklarını bir arada sunan ortak bir okul modeli daha yararlı olabilir. Okullarda dil öğrenimine yönelik özel destekler ve pedagojik yardımlar artırılmalı; ek Almanca dersleri verilmeli, öğretmen ve eğitimci sayısı yükseltilmelidir. Kültürlerarası yeterlilik, öğretmen eğitiminin temel bir parçası hâline getirilmelidir. Etnik yoğunlaşmanın önüne geçilerek karma sınıflar oluşturulmalı; eğitim dili Almancanın yanı sıra ana dil öğrenme olanakları da en iyi şekilde sunulmalıdır.

Yeterli sayıda öğretmen istihdam edilmeli ve yardımcı pedagoglarla ek destek sağlanmalıdır. Göçmen kökenli öğretmenler, öğrencilere rol model olarak arabuluculuk yapar ve motivasyonlarını güçlendirir; bu nedenle sayıları artırılmalıdır. Eğitim başarısı Almanca yeterliliğiyle, Almancaya hâkimiyet ise ana dilin iyi kullanılmasıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle Almanca ve ana dil öğrenme olanakları genişletilmeli, okul sisteminin tek dillilik (Monolingualismus) ısrarından vazgeçilmelidir.

Veliler, okul sisteminin işleyişini ve öğretmenlerin rolünü iyi anlamalı; öğretmenlerle resmî ve gayriresmî ilişkilerini geliştirmelidir. Ayrıca okul sistemi ve öğretmenlerden kaynaklanabilecek dışlanmaya karşı bilinçlendirilmelidir. Sevgi, ilgi ve sorumluluk, çocuk ve gençlerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirir. Veli örgütlenmesinde anneler daha etkin rol almalı; anne ve babalar çocuklarının sorunları karşısında birlikte hareket etmelidir.

Okul öncesi ve okul dışı eğitime yatırım yapılmalı, gerekli altyapı güçlendirilmelidir. Çok dilli kreşler desteklenmeli; göçmen ailelerin bu hizmetlerden yararlanması kolaylaştırılmalı ve ekonomik durumu yetersiz olanlara ücret muafiyeti sağlanmalıdır. Ana dil eğitimi okul öncesinden üst sınıflara kadar sürdürülmelidir. Anaokulu öğretmenlerinin eğitim düzeyi, mesleki itibarı ve gelirleri yükseltilmelidir.

Çocuk ve gençlerin psikolojisi, bu alanlardaki gelişmelerden doğrudan etkilenir. Bireysel ve grup dinamiklerinden kaynaklanan sorunlar; motivasyon kaybına, kişilik sorunlarına, dikkat eksikliğine ve öğrenme güçlüklerine yol açabilir. Bu nedenle çocuk ve gençlere yönelik özel psikolojik danışmanlık hizmetleri artırılmalıdır.

Eğitim başarısını ve katılımı artırmada sivil toplum örgütlerine önemli görevler düşmektedir. Bu örgütler, velileri bilinçlendirmeye ve eğitmeye yönelik seminerler düzenlemelidir. Veli dernekleri örgütlü, kalıcı ve birbirleriyle güçlü bir iletişim ağı içinde faaliyet göstermelidir. Eğitim sorunlarına ilişkin güvenilir araştırmalar yapılmalı ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Örneğin, çocukların camilerde din eğitimine katılmasını okul başarısızlığıyla ilişkilendiren kalıp yargılar doğru değildir. Kültürel farklılıkların anlaşılması ve doğru aktarılması da önemlidir. Alman eğitim sisteminin olumlu yönleri tanınmalı; karşılıklı anlayış güçlendirilmeli ve kültürlerarası arabuluculuk desteklenmelidir. Alman eğitim kurumları ve ilgili makamlar da sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapmalı, onları muhatap almalı ve engellemek yerine desteklemelidir.

Büyük şehirlerde okula başlayan göçmen kökenli çocukların oranı %60–70’e ulaşmaktadır. Almanya’daki eğitim sorunlarının çözümünde, toplumun farklı kesimlerini buluşturan ve bütünleşmeyi güçlendiren bir anlayış eğitim sistemine yön vermelidir. Sorunlar bilinmesine rağmen sistem, geniş hedef kitlenin ihtiyaçlarına göre reforme edilememiştir. Bunun temel nedeni, siyasi kararlar üzerinde etkili olan üst ve üst-orta sınıfların eğitimdeki ayrıcalıklarını kaybetmek istememesidir. Öğretmen ve eğitimci örgütleriyle okul aile birliklerinin de değişime yeterince istekli olmadığı görülmektedir. Bu tutum sürdükçe yalnızca göçmen çocuklar değil, Almanya’nın geleceği de zarar görecektir.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın