Bu yazıda, Almanya’da kurulan Türk göçmen sivil toplum kuruluşlarının (STK) temel sorun alanlarını ele alacağım. Bu kuruluşların varlık nedeni, Türk kökenli toplumun çeşitli toplumsal sorunlarına çözüm perspektifleri geliştirmek ve çıkarlarını temsil etmektir. Türk toplumunun Almanya’ya uyum sürecinde karşılaştığı sorunlar geniş bir alanı kapsadığından, STK’lar farklı konularda faaliyet göstermektedir. Din, kültür, ekonomi ve sosyal meseleler bu alanların başında gelmektedir.
Genel olarak sivil toplum örgütlerinin başarısı; etkili ekipler kurmalarına, güçlü bir yönetim anlayışı ve örgütsel kimlik geliştirmelerine, dışarıdan edindikleri bilgi birikimini esnek biçimde kendi yapılarına uyarlamalarına ve deneyimi akıllıca kurumsallaştırmalarına bağlıdır.
Türk sivil toplum kuruluşları, toplumsal gerçekliğin önemli bir parçasıdır ve Almanya’daki entegrasyon sürecinde kilit rol oynayabilir. Çok yönlü işlevler üstlenen bu kuruluşların önemi gelecekte de sürecektir. Çünkü göçmenlerin yaşam koşulları değişmekte, yeni ülkenin şartlarına uyum sağlamak zorunlu hâle gelmektedir. Bu süreçte kültürel değer ve yetkinliklerin yeni koşullarda verimli biçimde kullanılması ve doğru yönün belirlenmesi gerekir. STK’lar da gündelik yaşamın bir parçası olarak sorunların paylaşıldığı, ilk desteğin sunulduğu ve yol gösterildiği ortamlar sağlar.
Öte yandan kalıcılaşma süreci, Alman çoğunluk toplumuyla daha yakın ilişkiler kurmayı, yerleşik kültürel ve sosyal düzene katılmayı ve kendi çıkarlarını açıkça ifade edebilmeyi gerekli kılar. Sivil toplum kuruluşları katılım süreçlerini daha etkili hâle getirir. Bununla da kalmayarak göçmen toplumu Alman toplumuna bağlayan siyasal ve sosyal bir köprü oluşturur; gündelik yaşamda karşılaşılan sorunları siyasete ve kamuoyuna taşırlar.
Almanya’daki STK’ları yakından ilgilendiren üç önemli gelişmeden söz edilebilir. Birincisi, Türk kökenli göçmenlerin toplumsal yapısının hızla değişmesidir. Tek tip işçi sınıfı görünümü giderek çeşitlenmekte; kuşakların yenilenmesiyle beklenti ve ihtiyaçlar da farklılaşmaktadır. Bu dönüşüm, kimlik değişimini de beraberinde getirmektedir. İkincisi, değişim süreci Alman toplumunu da etkilemektedir. Göçmenlerin kalıcı hâle gelmesi, mevcut güç dengelerini değiştirmektedir. Korku ve kaygılardan beslenen, zaman zaman çelişkili görünen tutumlara rağmen Alman devleti, son on yıldır göçmenlere ve onların kuruluşlarına yönelik yeni bir yaklaşım geliştirmeye çalışmaktadır. “Almanya bir uyum ülkesidir” söylemi de giderek daha sık duyulmaktadır. Üçüncüsü, Almanya’da sosyal devlet anlayışı gerilemektedir. Bu gelişme, etnik temelli sivil toplum kuruluşlarının önemini artıracak ve gelecekte krizler ile çatışmalar karşısında tampon görevi üstlenmelerini sağlayacaktır.
Bu gelişmeler karşısında STK’ların Almanya’daki başarısının temel ölçütü, Türk kökenli toplumun farklı toplumsal çıkarlarını etkili biçimde temsil edebilmeleridir. Bu nedenle gündelik yaşamdaki beklenti, ihtiyaç ve çok boyutlu sorunları yakından izlemeli; yaşamın içinden perspektifler sunarak yapıcı çözümler üretmelidirler. Değişen toplumsal gerçeklere uyum sağlamak için de yapılarını sürekli yenilemeleri gerekmektedir.
Bu durumda STK’ların verimliliği ve temsil gücü olması gereken düzeyde midir? Genel değerlendirmemiz, derneklerin sayıca fazla olmasına rağmen etkinlik ve verimlilik bakımından yetersiz kaldığı yönündedir. Hem temsil hem de katılımı artırma konusunda yeterince etkili olamamaktadırlar. Bunun nedenleri dört başlıkta toplanabilir: uzmanlaşma eksikliği, Alman kurumlarıyla zayıf ilişkiler, kuruluşlar arasındaki ilişki biçimi ve Alman resmî kurumlarının göçmen kuruluşlarına yönelik genel güvensizliği. Bu sorunlar üç başlık altında incelenebilir: STK’ların iç yapılarından kaynaklanan sorunlar, kendi aralarında ortak bir payda oluşturma güçlükleri ve Alman kamuoyuyla ilişkilerinde karşılaştıkları sorunlar.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir