Almanya siyasetinde uzun yıllardır dokunulmaz kabul edilen bir kavram var: Brandmauer. Yani “güvenlik duvarı”. Aşırı sağa, özellikle de AfD’ye karşı örülen siyasi set… Peki bu duvar hâlâ ayakta mı, yoksa çatlaklar büyüyor mu?
6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılacak eyalet seçimleri, yalnızca bir yerel oylama değil. Bu seçim, Almanya’nın demokrasi reflekslerinin test edileceği bir turnusol kâğıdı niteliğinde. Zira AfD, anketlerde yüzde 40’lara yaklaşmış durumda. Böyle bir tablo karşısında şu soru artık fısıltıyla değil, yüksek sesle soruluyor: AfD’ye karşı uygulanan dışlama politikası sürdürülebilir mi?
Brandmauer, Almanya’nın Nazi geçmişiyle hesaplaşmasının siyasal bir tezahürüydü. Demokratik partiler, “bir daha asla” ilkesini yalnızca anma törenlerinde değil, siyaset pratiğinde de yaşatmak istedi. AfD ile koalisyon yapılmadı, önerileri yok sayıldı, kapılar kapalı tutuldu. Ama siyaset, çoğu zaman ideal olanla değil, mümkün olanla ilerler.
Bugün gelinen noktada, özellikle eski Doğu Almanya eyaletlerinde AfD, artık protesto partisi olmaktan çıkmış durumda. Seçmenin önemli bir kesimi, ekonomik belirsizlikler, göç tartışmaları ve merkez partilerin çözüm üretemediği algısıyla AfD’ye yöneliyor. Brandmauer, aşırı sağı durdurmak isterken, onu daha da tahkim eden bir etkiye mi sahip oldu sorusu, artık görmezden gelinemiyor.
Öte yandan duvarın yıkılması da masum bir seçenek değil. AfD ile her türlü normalleşme, Almanya’nın demokrasi kültüründe derin bir kırılma anlamına gelir. Bugün “pragmatizm” adına atılacak bir adım, yarın aşırı sağın devletin merkezine taşınmasının önünü açabilir. Tarih, bu tür “küçük tavizlerin” nelere yol açtığını acı biçimde hatırlatıyor.
Asıl sorun belki de Brandmauer’in kendisi değil, duvarın arkasında kalan siyasetin içinin boşalmasıdır. Seçmeni ikna edemeyen, güven veremeyen, sosyal adaleti ve güvenliği aynı anda sağlayamayan merkez partiler, suçu yalnızca AfD’ye atarak sorumluluktan kaçamaz.
2026 Eyalet seçimleri yaklaşırken Almanya bir yol ayrımında. Ya Brandmauer’i yalnızca bir yasaklar listesi olmaktan çıkarıp güçlü bir demokratik vizyonla destekleyecek, ya da duvarın gölgesinde büyüyen aşırı sağ gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacak.
Almanya’daki Türkler için mesele soyut bir demokrasi tartışması değil. Bu, çocuğun okulda dışlanması, camilerin hedef gösterilmesi, sokakta artan sözlü ve fiziki saldırılar demektir. AfD güçlendikçe, sadece parlamentodaki sandalye sayısı artmıyor; sokaktaki cesaret de artıyor. Irkçılık, “siyasi görüş” kılıfıyla meşrulaştırılıyor.
Almanya’daki Türkler artık yalnızca izleyici değildir. Sandıkta, sivil toplumda ve kamusal alanda daha güçlü bir duruş sergilemek zorundadır. Çünkü Brandmauer sadece Berlin’deki siyasetçilerin meselesi değildir; bizim günlük hayatımızın güvenlik meselesidir.
Unutulmamalıdır ki, duvarlar ancak arkasında güçlü bir irade varsa ayakta durur. Aksi hâlde, en sağlam görünen Brandmauer bile zamanla çatlar.
Duvarlar yıkıldığında, altında kalanlar çoğu zaman onu yıkanlar değil, sessiz kalanlar olur. Bugün sessiz kalmanın bedeli, yarın çok daha ağır olacaktır.
2026 Yılında hangi Eyaletler de seçim var.
8 Mart 2026 – Baden-Württemberg
22 Mart 2026 – Rheinland-Pfalz
6 Eylül 2026 – Saksonya-Anhalt
20 Eylül 2026 – Mecklenburg-Vorpommer
20 Eylül 2026 – Berlin
