Bir Kıbrıs Seyahatinin Ardından- 4

Bir Kıbrıs Seyahatinin Ardından- 4
29-08-2025

Bünyamin Aksungur

Demiştim ya "şiir toplantılarında sahneye çıkıp birkaç dakika şiir okumaktan ziyade gelen güzel insanlarla sohbet etmek çok daha iyi" diye. Bu güzel insanlardan biri de Bünyamin Bey.

Bünyamin Aksungur 1957 yılında Manisa'da doğmuş. 1975 yılında Iğdır'da öğretmenliğe başlamış.1976 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümüne girmiş. Geceleri üniversiteye giderken gündüz de öğretmenliğine devam etmiş. On bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra TRT'ye geçmiş. Bir süre yapımcı kadrosunda çalıştıktan sonra yapımcı-yönetmen olarak TRT İstanbul Televizyonuna atanmış. Burada tam otuz iki yıl görev yaptıktan sonra da emekli olmuş.

Bu yukarıda yazdıklarım zaten internet ortamında var. Ben bildiklerimi, gördüklerimi, dinlediklerimi yazayım.

Bünyamin Aksungur Türk Dünyasına aşık.

Bizim coğrafyamızdan gezip görmediği, müzik derlemediği yer yok denecek kadar az. Hayatını bu işe vermiş. Kıbrıs'ta da tespit ettiği Başkurdistan şarkıları için, bunların sözlerini yazmak için harcadı zamanını.

Hangi sanatçı ne kadar şarkı bilir bilmem ama Türk Dünyasında Bünyamin Bey kadar Türk Dünyası şarkılarını, türkülerini, ezgilerini bilen ikinci kişi yok, buna eminim. Sordum "Bildiğiniz şarkı, türkü sayısı ne kadardır?" diye. "Dört bin beş yüz civarında gönül coğrafyamızdan yani Türk Dünyasından, dört bin civarında da buradan olmak üzere sekiz bin beş yüz civarındadır" cevabını aldım.

Anlattıklarını yazsam kitap olur da bende o kadar zekâ ve hafıza yok.

Her türkünün hatırası var Bünyamin Bey'de.

Okuduğu bazı şiirleri, türküleri gözleri dolmadan, hatta ağlamadan anlatamıyor.

Olayları, şarkılarla, şiirlerle süslüyor, açıklamasını yapıyor. Olayları gün gün, saat saat anlatıyor... Eğer hafızayı ölçme aleti olsaydı, kendi hafızamı ölçmeyi Bünyamin Bey'in yanında aklıma bile getirmezdim.

Telefon ettim, "Biraz önce Bolayır'dan, Namık Kemal'in mezarının bulunduğu yerden domates alıp geldim" dedi. Bu aynı zamanda hayatı başka şeylerle, vatanla yaşamak demek.  Ben olsam "domates aldım" der geçerdim. Bolayır'mış, Namık Kemal'in mezarı imiş aklıma bile gelmezdi.

Aynı zamanda çok şakacı. "Söylediklerinizi yazmak için elime bir kalem alayım" diyorum, "Kontrol Kalemi olmasın" diyor meselâ. Eskiler "murakabe" derlermiş.

Bünyamin Aksungur Bey kırk yıl Kaşgar'da, Iydgâh Camii'nde bayram namazı kılma hayali ile yaşamış.

2015 yılında hayali gerçek olmuş. Kırk yıllık rüyası gerçekleşmiş.

Camiye gece, erkenden gelmişiler ama buna rağmen caminin içinde değil dışarıda yer bulabilmişler. Etraftaki çatılarda otomatik silahlarla, kameralarla bekleyen askerler var. Bir isyana yol açar diye korkuyorlarmış. Fotoğraf çekmek istemiş, "Sakın çekme, kurşunu yersin" diye ikaz etmişler.

Bu camiye, on sekiz yaşında küçükler, memurlar, askerler, işçiler vs camiye gidemiyormuş. Eğer o mahallede cami varsa başka camiye gitmek için de izin almak gerekiyormuş. Ama bütün bunlara rağmen yüz bin kişi toplanıyormuş.

Namazdan sonra sema yapıyorlarmış bir nevi. Namaz bitince çoğunluk dağılmamış, semayı beklemiş ama izin vermemişler.

Çorba içmeye gitmişler yakın bir yere, giderken de "sema olursa arayın" demişler. Bir müddet sonra "sema var" diye telefon etmişler ama arada iki dakika mesafe olmasına rağmen geldiklerinde sema bitmiş. Yabancı bölgelerden gelen kameralar için kısa bir çekim yapılmasına izin verilmişler, o kadar.

Bünyamin Bey Doğu Türkistan'a gittiğinde repertuarında yüz kırk, yüz elli kadar Uygur şarkısı varmış. Dönüşünde yedi yüze çıkmış bu sayı.

Bir gün Urumçi'den Turfan'a gideceklermiş. Hani biz de ilk çıkan meyvelere, sebzelere "turfanda" diyoruz ya, işte ilk meyvenin, sebzenin çıktığı Turfan şehrine. Orada altmış ile seksen metre derinliğinde beş yüz civarında kanal varmış, Tanrı Dağlarından su getiriyorlarmış.

Tren garına varmışlar, meydanda en az otuz bin kişi görmüşler. Onlarda diğer şehirlere gideceklermiş. Kamyon kasası gibi kafeslerin içinde eli silahlı askerler etrafı gözetliyormuş.

Meydan ile bilet satılan binanın arası yaklaşık yüz metre civarında imiş ama o mesafeyi bir buçuk saatte ancak kat etmişler. Her şehir için ayrı bir gişe bulunuyormuş. İçeriye girinceye kadar üç ayrı kontrol cihazdan geçmişler. Turfan'a gidecek olan gişenin önünde on dokuz kişi varmış. Ama sıra hiç ilerlemiyormuş. Trenin kalkmasına yakın sadece iki kişiyi almışlar, daha sırada on yedi kişi varmış.

O sırada dışarıda bekleyen arkadaşı aramış, "ben orada klip çekeceğim. Oraya gidiyorum. Beraber gidelim" diye. "Esasında öyle bir şey yok, sadece beni götürmek için yaptılar" diyor Bünyamin Bey. Arabada Uygur türküleri dinliyorlar, bir parça çok hoşuna gidiyor. Canan Uykuda imiş türkünün adı. "Ben ilk albümümü yapacağım, bunu koyabilir miyim?" diye izin istemiş. "Kıvanırız Ağabey" demişler.

Bünyamin Bey sormuş; "İlk iki kıtada fısıldar gibi konuşuyorsun, söylüyorsun.  Ama sonunda bağırıyorsun, neden?"

Kendi arabasında bir sağa, bir sola bakmış. Dinlenmediğinden, gözetlenmediğinden emin olduktan sonra "Ağabey Canan demek halk demek"

Bünyamin Aksungur Bey hazırcevap ve çok zeki, şöyle cevap vermiş; "Bizimkiler de keşke uyusalar, bir de üstelik horluyorlar. Keşke kendi kendilerine horlayıp dursalar ona da razıyım. Kendilerini, Türk Milletini delice seven bizi de horluyorlar üstelik."

Biz Canan Uykuda'yı dinleyelim bugün ve birkaç tane Türk Dünyası şarkıları.

Bünyamin Aksungur gibi Türk Dünyasına sevdalı böyle bir insan zor bulunur. Her konuşmasında şiirle, türküyle örnekler veren, üstelik bunu o bölgenin dili ile söyleyen, bu kadar donanımlı, bilgili, hafızası dolu ikinci bir kişi yoktur. Varsa da ben tanımıyorum.

Ben devletin yerine olsam deniz dibindeki kum tanelerine göre inci tanesi gibi az sayıdaki bu insanları koruma altına alırım. Meselâ üniversitelerde bir oda veririm. Her türlü imkânı sunarım. Türk Milleti için ne yapabiliyorlarsa ne kadar yapabiliyorsa azamisini kayıt altına alırım.

Kültür Yolu Festivali adı altında ismini bilmediğimiz kişilere yarım saat şarkı için milyonlar veren, üstelik de bir işe yaramayan bu işlere para harcayacağıma Türk Milleti'nin değerlerine yatırım yaparım. Geleceğe kalıcı eserler bıraktırırım.

Bünyamin Aksungur'a eşi hanımefendi gerekli ilgiyi gösteriyor. Yaptığı çalışmalarda daima yanında, hatta daha fazlasını yapması için teşvik ediyor, ne kadar güzel.

Bünyamin Aksungur Bey'den Allah razı olsun.

Hatıralarını kesinlikle yazmalı. O kadar hatıra bir insanda zor birikir.

O, derlesin, yazsın, söylesin. Biz de okuyalım dinleyelim efendim.

Bir de pamuklara sarıp korumalı Bünyamin Bey'i. İkincisi yok çünkü.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?