Çocuklarımızın okul dışında sosyalleşmesi, yeni beceriler kazanması, özgüven geliştirmesi ve takım ruhunu öğrenmesi hepimizin önemsediği bir konu. Artık neredeyse her aile, çocuğunu bir kursa ya da aktiviteye yönlendirmek istiyor. Spor okulları, sanat atölyeleri, bilim kursları, takım etkinlikleri… Hepsi doğru çocukla buluştuğunda gerçekten harika sonuçlar doğurabiliyor. Ancak son yıllarda gözlemlediğim önemli bir sorun var: Çocuğu tanımadan aktivite seçmek.
Çoğu zaman aileler popüler olanı seçiyor, çevreden duyduklarına güveniyor ya da “disiplin verir”, “enerjisini atar” gibi genel cümlelerle hareket ediyor. Oysa asıl mesele aktivitenin ne olduğu değil, çocuğun kim olduğu. Çünkü her çocuk aynı değil. Aynı kurs bir çocuğun hayatına olumlu dokunurken, başka bir çocuk için tam tersine zarar verici bir sürece dönüşebiliyor.
Özellikle öfke kontrolünde zorlanan, duygularını sağlıklı şekilde ifade etmekte güçlük yaşayan ve en küçük anlaşmazlığı bile fiziksel tepkiyle çözmeye eğilimli çocuklar söz konusu olduğunda bu konu çok daha hassas bir hal alıyor. Son yıllarda sıkça duyduğum bir yaklaşım var: “Agresif veya hiperaktif çocuklar hareketli sporlara yada dövüş sporlarına gitsin, enerjilerini atsın.” İlk bakışta kulağa mantıklı geliyor olabilir. Hatta bazı uzmanların da bu yönde öneriler verdiğini duyuyoruz. Ancak ben uzun süredir bu düşünceye mesafeli yaklaşıyorum ve gözlemlerim de bu mesafemi güçlendirmeye devam ediyor. Hareketli, hiperaktif bir çocuğu hareketli sporlara göndermek enerjisini daha da artırıyor.
Geçtiğimiz yıl daha ilkokula yeni başlamış olmasına rağmen öfke kontrolünü sağlamakta zorlanan bir öğrencimiz vardı. Bu konuda daha önce de sık sık uyarı almış, ailesi her seferinde düzenli olarak bilgilendirilmişti. Zaman zaman arkadaşlarıyla yaşadığı küçük sorunları bile fiziksel tepkilerle çözmeye çalışıyordu. Son günlerde teneffüslerde arkadaşlarına karşı agresif davranışlarında ciddi bir artış gözlemledim. Bir gün yanına gidip sakin bir şekilde sohbet etmek istedim. Daha ben bir şey sormadan heyecanla karate kursuna gitmeye başladığını anlattı. İşte o an zihnimdeki parçalar bir anda yerine oturdu. Zaten öfke kontrolü zayıf olan bu çocuğun davranışlarında neden bir aşırılık yaşandığını o an daha net gördüm.
Uzun zamandır agresif ve öfke kontrolünü sağlamakta zorlanan çocukların karate, kickbox gibi fiziksel temas ve mücadele odaklı sporlara yönlendirilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Elbette bu sporların disiplin kazandıran, saygıyı öğreten ve doğru ellerde çok faydalı olabilen yönleri var. Ancak her çocuk için uygun olduklarını söylemek gerçekçi değil. Özellikle sınır koymakta zorlanan, dürtü kontrolü gelişmemiş çocukların bu tür ortamlarda fiziksel gücü bir çözüm yöntemi olarak içselleştirebildiğini defalarca gözlemledim. Tartışmayı konuşarak çözmek yerine güç kullanmayı daha kolay bir yol olarak görebiliyorlar. Bir bakışın, bir sözün bile fiziksel karşılık gerektirdiğini düşünebiliyorlar ve ne yazık ki “ben zaten bunu yapabiliyorum” hissi, “ben senden daha güçlüyüm” özgüveni saldırgan davranışları azaltmak yerine bazen daha da pekiştirebiliyor. Öğrendiklerini, güç gösterisi haline getiriyorlar.
Pedagojik açıdan baktığımızda, öfke kontrolünde zorlanan çocukların öncelikle duygularını tanımayı, ifade etmeyi ve yönetmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Bu süreçte yoğun rekabet ve fiziksel temas içeren ortamlar bazı çocuklar için gelişimsel olarak erken ya da zorlayıcı olabiliyor. Çocuğun enerjisini boşaltması elbette önemli ama asıl mesele enerjiyi sağlıklı şekilde yönlendirmeyi öğrenmesi. Bu nedenle daha sakin, yapılandırılmış ve duygusal gelişimi destekleyen aktivitelerin başlangıç aşamasında çok daha sağlıklı sonuçlar verdiğini düşünüyorum. Bireysel sporlar, doğa aktiviteleri, sanat çalışmaları, drama, müzik, satranç ya da iş birliğine dayalı takım etkinlikleri çocukların hem kendilerini ifade etmelerine hem de sosyal ilişkilerini daha güvenli bir zeminde geliştirmelerine yardımcı oluyor.
Her ne kadar içimde boks gibi, karate gibi spor dallarını gerçek ve yararlı bir spor olarak içselleştiremesem de, benim amacım hiçbir sporu kötülemek değil. Ancak her çocuğu aynı kalıba sokan, “her hiperaktif çocuğun hareketli sporlara yönlendirilmesi gerektiği” gibi genellemelerin çok riskli olduğunu düşünüyorum. Ailelerin ve hatta bazen uzmanların iyi niyetle yaptığı yönlendirmelerin her zaman doğru sonuç vermediğini sahada defalarca gördüm. Bu yüzden önce çocuğu gerçekten tanımayı, onun duygusal ihtiyaçlarını anlamayı ve gelişimsel hazırbulunuşluğunu doğru değerlendirmeyi çok önemsiyorum.
Çocuk yetiştirmek hazır reçetelerle ilerleyen bir süreç değil. Her çocuk farklı, her hikâye farklı. Bu nedenle aktivite seçimi bir trend meselesi değil; bir tanıma, anlama ve doğru yönlendirme meselesi. Çocuğumuzu bir kursa yazdırmak kolay, ama onu gerçekten ihtiyacı olan ortama yönlendirmek emek ve dikkat istiyor. Çocuğun gerçekten neye ihtiyaç duyduğu ise fark edilemeyebiliyor. Bazen en doğru yönlendirme, en popüler olana değil; en uygun olana ‘evet’ diyebilmektir.
