Epstein, Elitler ve Sapkın Gücün Görünmeyen Evreni

Epstein, Elitler ve Sapkın Gücün Görünmeyen Evreni
02-02-2026

Jeffrey Epstein dosyaları kamuoyuna ilk düştüğünde beklenti şuydu: İsimler açıklanacak, ağlar çözülecek, küresel elitler hesap verecek. Aradan yıllar geçti; milyonlarca sayfa belge yayımlandı, sayısız manşet atıldı ama geriye tek bir duygu kaldı: büyük bir eksiklik. Çünkü herkes şunu fark etti; dosyalar var, fakat gerçek resim yok.

Bugün artık biliyoruz ki; Epstein dosyaları, “müşteri listesi” başlığı altında paketlenebilecek basit bir skandal değil. Bu dosyalar; siyaset, finans, istihbarat ve sosyetenin kesiştiği küresel bir güç ağının izlerini taşıyor. Ama tam da bu yüzden, açıklanabildiği kadar açıklanıyor.

Belgelerde adı geçen isimlere baktığımızda tablo şaşırtıcı değil. ABD’den eski başkanlar, bakanlar, ünlü avukatlar; Birleşik Krallık’tan kraliyet mensupları; İsrail’den eski bir başbakan; Avrupa’dan diplomatlar ve iş insanları… Hepsinin ortak noktası şu: Dosyalarda adları geçiyor, ama büyük çoğunluğu hakkında hiçbir suçlama yok. Çünkü dosyada yer almak, çoğu zaman yalnızca bir uçuş kaydı, bir fotoğraf, bir e-posta ya da bir davet anlamına geliyor.

Bu noktada kritik ayrımı yapmak gerekiyor: Epstein dosyaları bir mahkûmiyet listesi değil, bir temas haritası. Ve temas haritaları, güç merkezlerine yaklaştıkça bulanıklaşır.

Peki Türkiye?

Bu soru özellikle Türkiye kamuoyunda sıkça soruluyor ve cevabı net olmak zorunda: Resmî olarak açıklanan Epstein dosyalarında Türkiye’den doğrulanmış, isim isim yayımlanmış bir liste yok. ABD Adalet Bakanlığı ve FBI tarafından kamuoyuna sunulan belgelerde, Türk siyasetçiler, bürokratlar veya iş insanlarıyla ilgili açık ve teyit edilmiş bir kayıt bulunmuyor. Sosyal medyada dolaşan iddialar, bazı medya başlıkları ve kulis söylentileri ise bugüne kadar hukukî veya belgesel olarak doğrulanmış değil.

Bu “Türkiye yok” demek değil; bu, “Türkiye hakkında kanıtlanmış bir veri yok” demektir. Aradaki fark önemli: Çünkü Epstein dosyalarının büyük bölümü hâlâ karartılmış durumda ve bazı ülkelerle ilgili veriler diğerlerine göre çok daha sınırlı. Bu da bize şunu söylüyor: Dosyaların kapsamı kadar, açılma biçimi de siyasî.

İşte burada realist perspektif devreye giriyor. Devletler için esas mesele ahlaki temizlik değil, sistemin devamlılığıdır. Epstein gibi figürler, bireysel suçlarından bağımsız olarak, farklı güç merkezleri arasında dolaşabilen “ara aktörler”dir. Bu aktörlerin tam anlamıyla ifşa edilmesi, yalnızca kişileri değil, onları mümkün kılan düzeni de tartışmaya açar. Ve çoğu devlet, bu tartışmayı göze almak istemez.

Bu yüzden dosyalar parça parça açılır. İsimler bağlamından koparılır. Suç, mümkün olduğunca bireyselleştirilir. Epstein ölür, Maxwell mahkûm edilir, ama ağ yerinde kalır. Bu bir komplo değil; bu, çıkarların sessiz uyumudur. Kimsenin gizli bir odada anlaşma yapmasına gerek yoktur. Güç, kendini korumayı bilir.

Epstein dosyalarının asıl yıkıcı etkisi de burada ortaya çıkar. Batı’nın yıllardır savunduğu “hukukun üstünlüğü”, “şeffaflık” ve “kurallara dayalı düzen” söylemi, bu dosyalarla birlikte ciddi bir inandırıcılık kaybı yaşadı. Çünkü dünya şunu gördü: Hukuk, güçle çatıştığında geri çekilebiliyor. Bu da yalnızca ABD’yi ya da İngiltere’yi değil, bütün liberal düzen iddiasını zedeliyor. Sonuçta geriye şu tablo kalıyor: Bazı ülkeler var, bazıları yok. Bazı isimler konuşuluyor, bazıları fısıltıyla geçiştiriliyor.

Türkiye için şimdilik resmî kayıtlarda bir “isim” yok; ama dosyaların kendisi zaten bize şunu öğretiyor: Bu hikâyede en önemli şey, kimin adının geçtiği değil, kimin adının neden geçmediği.

Epstein dosyaları kapatılabilir. Belgeler karartılabilir. Ama açılan gedik kapanmaz: Küresel siyasette adalet, her zaman eşit dağıtılan bir kavram değildir. Ve bazı gerçekler, açıklanamayacak kadar pahalıdır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?