İyilik Ruhun En Güzel İmzası

İyilik Ruhun En Güzel İmzası
02-01-2026

Kışın soğuğu bazen öyle bir çöker ki insanın üzerine, yalnızca elleri değil içi de üşür. Birkaç yıl önceydi, soğuk bir kış günü…

O gün acelem vardı; zihnimde bitmeyen işler, kalbimde yetişme telaşı… Bir taraftan arabamın anahtarını çantamın içinde bulmaya, bir taraftan da düşmemeye çalışarak koşar adım merdivenlerden aşağı iniyordum. Binadan çıkar çıkmaz bir teyze ile karşılaştım. Elinde yılların izini taşıyan eski bir tuşlu telefon, gözlerinde çaresiz ama kırılmamış bir umut vardı. Yüzünde çaresizliğin, bakışlarında “kime sığınsam” diyen o derin ifadenin gölgesiyle. Mahallemizde evler birbirine benziyordu, kapıları karıştırmıştı, ne yapacağını bilemeyen o bakışlarla etrafa savruluyordu. Bana “Türk müsün kızım?” diye sorduğunda, aslında yalnız kalmış bir ruhun sesini duydum. Yalnızca bir adres değil, bir parça da güven arıyordu. O an acelem eridi gitti; ne planlarım, ne de gideceğim yer önemliydi; içimde yumuşak bir ses yükseldi: “Dur. Dinle.” Onu o şekilde bırakıp gitseydim aklım onda kalacaktı.

Yanına yaklaştım. Arkadaşına gelmişti ama soyadını bilmiyordu, okuma yazması da olmadığından zillere bakarak bir çıkarım yapamazdı. Yalnızlığın görünmez duvarları ardında kalmış gibiydi. Telefonunu bana uzatırken gözlerinde beliren umut, yıllardır unuttuğumuz o saf güven hissiydi. “Bir anlığına benim dünyama eşlik eder misin?” diyen bir sığınış hissettim. Tuşlu telefonun tuşlarına dokunduğumda içimde bir yerlere dokunan eski bir sıcaklık vardı; parmaklarıma sinmiş geçmiş zamanların izi gibi. Hafifçe gülümsedim, hem telefona hem hayata hem de aramızda oluşan o ince bağa…

Adresi öğrendik, birlikte yürümeye başladık. Kapıya varınca zili çalıp içeriye girene kadar bekledim. İçeri girerken ettiği dualar öyle samimiydi ki, kelimelerin dudaklarından değil kalbinin en içinden yükseldiğini hissettim:“Hakkını helal et kızım, Allah da seni dara düşürmesin… Yavrum yolun hep açık olsun…”

O esnada anladım: Bazen bir insanın duası, dünyadaki bütün teşekkürlerden daha ağır, daha kıymetli gelir yüreğe. Belki benim ona ayırdığım birkaç dakikanın karşılığı değildi bu; belki hayatın görünmez terazisinde o gün, ben fark etmeden bir kefeye iyilik koymuştum ve karşılığında bana huzur verilmişti.

O teyze belki yanlış kapıya gelmemişti; belki beni bulması gerekiyordu. Belki o gün, ben farkında olmadan bir beladan, bir kazadan, bir kırgınlıktan korunmuştum. Bu hayatta hiçbir şeyin boşuna olmadığını düşünürüm; o gün bu inancım kalbimin bir yerine yeniden mühürlendi.

Karşılıksız yardım etmek kulağa basit gelir; ama insan bir başkasının yükünü azıcık hafiflettiğinde aslında kendi ruhuna nefes aldırır. Bir yarayı sararken kalbinin görünmeyen çiziklerini onarır; birine yol tarif ederken kendi yolunu berraklaştırır; birine güven verirken kendi yüreğini güçlendirir.

Bilimsel araştırmalar gönüllülüğün ve iyilik yapmanın stres düzeyini azalttığını, mutluluk hormonlarını artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, hatta yaşam süresini uzattığını ortaya koyuyor. Ben de eklerim ki; iyilik, ruhun kendine söylediği en yumuşak söz, içimize dökülmüş en berrak sudur. İyilik yalnızca bir başkasına dokunmak değil, aynı zamanda ruhun bedenle kurduğu en sağlıklı iletişim şekillerinden biridir. Büyüklerimizden duyduğumuz “İyilik yap, denize at…” ile başlayan öğütleri de geçmişten günümüze bizi iyiliğe, güzel davranışlara teşvik etmeye yönelik olmuştur.

Psikolojik açıdan bakıldığında birine el uzatmak insana “değerliyim, faydalıyım, duygusunu verir. “Varlığım bir anlam taşıyor” hissi ruhumuzda bulutları dağıtır. Bu duygu insanın iç dünyasında derin bir özgüven, huzur ve tatmin bırakır. Hatta kalben yapılan iyilikler, insanın içindeki yalnızlık duygusunu bile azaltır, çünkü insan birine dokunduğunda, en çok kendine temas eder. Kalpten doğan her eylem bizi görünmez bağlarla evrene, insanlara ve en önemlisi kendimize bağlar.

Dinlerin özünü uzun uzun anlatmaya gerek yok; gönülden yapılan iyilik zaten tüm dinlerin kalbidir: merhamet, şefkat, gönül almayı bilmek… Dualar bazen ağızdan dökülür, bazen gözlerden süzülür, bazen de kalpte sessizce çiçek açar. O teyzenin duaları benim içimde işte böyle açtı; kelimeleri ruhumun kenarlarında yankılandı, günlerce üstümde gezdi, belki hâlâ beni koruyor.

Belki hepimiz acelemizin arasında bir an durup dinlesek, hepimiz biraz yavaşlasak, bir bakışa, bir sese, bir “evladım” deyişe kulak versek… Belki hayatta tesadüf sandığımız karşılaşmaların aslında görünmez planların minik düğümleri olduğunu anlarız. Belki yolunu şaşırmış gibi görünen insanlar, bizim yolumuzu doğrultmaya gelirler. Yolda karşılaştığınız hiç tanımadığınız birine gülümsemek bile bir iyiliktir, belki gününü kötü geçiren birinin birkaç saniyeliğine de olsa gününü güzelleştirmişsinizdir.

Ve belki de iyilik dediğimiz şey, insan kalbinin kendine attığı en zarif imzadır:Huzuru kendi içine yazan, sesi dua olan, kokusu merhamet olan bir imza.İnsan bir başkasının elinden tuttuğunda, aslında kendi kalbini daha sıkı kavrar; kendini iyileştirir, güçlendirir, tamamlar.Çünkü bazen birine yol göstermek, insanın kendi içindeki ışığı hatırlamasıdır. Ve o ışık, kalpten kalbe geçtikçe sönmez; büyür, çoğalır, yola dönüşür.

İyilik edenlerinizin, elinizden tutanlarınızın bol olması temennisiyle…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?