?>

Mavi Kelebeklerin Uçuştuğu Diyâr

Burcu ALİYİ

2 saat önce

“Bizi toprağa gömdüler fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.”

Aliya İzzetbegoviç

Bosna-Hersek'in doğusundaki Srebrenitsa'da 11 Temmuz 1995'te yaşanan ve uluslararası mahkemeler tarafından “soykırım” olarak kabul edilen katliamın acısı, aradan geçen yıllara rağmen dinmiyor. En az 8 bin 372 Boşnak erkek ve erkek çocuğunun hayatını kaybettiği Srebrenitsa Soykırımı, Avrupa'da II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük insanlık suçlarından biri olarak tarihe geçti.

Srebrenitsa – Bosna Savaşı'nın (1992-1995) en karanlık sayfası olarak kabul edilen Srebrenitsa Soykırımının yıl dönümünde, kurbanlar Potoçari Anıt Mezarlığında düzenlenen törenlerle anılıyor. Aradan geçen yıllara rağmen kayıpların kimlik tespit çalışmaları sürerken, yaşananlar insanlık tarihinin unutulmaması gereken trajedileri arasında yer alıyor.

Bosna Savaşı sırasında sivillerin hedef alınması üzerine Birleşmiş Milletler (BM), 1993 yılında Srebrenitsa'yı Boşnak siviller için "güvenli bölge" ilan etti. Sırp saldırılarından kaçan on binlerce Boşnak, güvenli olacağı düşüncesiyle Hollandalı BM Barış Gücü askerlerinin kontrolündeki Srebrenitsa'ya sığındı. Yaklaşık 25 bin sivil, Potoçari'deki eski akü fabrikasına yerleştirilirken, binlerce kişi de çevredeki alanlarda yaşam mücadelesi verdi.

Ancak 11 Temmuz 1995'te Bosnalı Sırp birlikleri, Ratko Mladić komutasında Srebrenitsa'yı ele geçirdi. BM Barış Gücü'nün kenti koruyamaması ve Hollandalı birliklerin kontrolü Bosnalı Sırp güçlerine bırakması, tarihin en büyük insani felaketlerinden birinin yaşanmasına zemin hazırladı. Fabrikaya sığınan savunmasız siviller Bosnalı Sırp birliklerinin kontrolüne geçti.

İşgalin ardından kadınlar, çocuklar ve yaşlılar erkeklerden zorla ayrıldı. Askerî yaştaki erkekler ve çok sayıda erkek çocuk gözaltına alınarak depolara, okullara, fabrikalara ve ormanlık alanlara götürüldü. Günler süren sistematik infazlarda en az 8 bin 372 Boşnak erkek ve erkek çocuğu öldürüldü. Katledilenlerin cenazeleri, suçun izlerini gizlemek amacıyla toplu mezarlara gömüldü. Daha sonra birçok mezar açılarak cenazeler farklı bölgelere taşındı ve böylece delillerin yok edilmesi amaçlandı.

Katliamdan kurtulmayı başaran binlerce Boşnak ise Tuzla'ya ulaşabilmek için ormanlık alanlardan oluşan yaklaşık 100 kilometrelik zorlu güzergâha çıktı. Bugün “Ölüm Yolu” ya da “Ölüm Yürüyüşü” olarak bilinen bu rotada çok sayıda kişi pusuya düşürüldü, açlık, susuzluk ve saldırılar nedeniyle hayatını kaybetti.

Yıllar sonra toplu mezarların bulunmasında ise doğanın sessiz tanıkları önemli rol oynadı. Savaşın ardından toplu mezarların bulunduğu bölgelerde olağan dışı şekilde çoğalan mavi kelebekler, araştırmacıların dikkatini çekti. Uzmanların yaptığı incelemelerde, toprağın altındaki insan kalıntılarının toprağın kimyasal yapısını değiştirdiği, bunun da belirli bitki türlerinin yetişmesine ve bu bitkilere gelen mavi kelebeklerin yoğunlaşmasına neden olduğu tespit edildi. Böylece mavi kelebeklerin görüldüğü alanlarda yapılan kazılar, birçok toplu mezarın ortaya çıkarılmasını sağladı. Bu nedenle mavi kelebek, bugün Bosna-Hersek'te kayıpların bulunmasının, gerçeğin ortaya çıkmasının ve umudun simgelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Soykırımın hafızalarda yaşatılmasının bir diğer sembolü ise Srebrenitsa Çiçeği’dir. Soykırımda evlatlarını ve yakınlarını kaybeden annelerin öncülüğünde ortaya çıkan bu sembol, acıyı unutmamanın ve adalet arayışının ifadesi olarak görülüyor. Beyaz yaprakları masumiyeti, ortasındaki yeşil bölüm ise umudu temsil ediyor. Çiçeğin 11 yaprağı, soykırımın başladığı 11 Temmuz 1995 tarihini simgeliyor. Her yıl anma törenlerinde binlerce kişi bu çiçeği yakasına takarak yaşamını yitirenleri anıyor.

Kimlik tespit çalışmaları, toplu mezarlardan çıkarılan kemiklerin DNA analizleriyle bugün de devam ediyor. Kimliği belirlenen kurbanlar her yıl 11 Temmuz'da Potoçari Anıt Mezarlığı'nda düzenlenen cenaze törenleriyle toprağa veriliyor. Srebrenitsa Soykırımı, yalnızca Bosna-Hersek'in değil, insanlığın ortak hafızasında derin izler bırakan bir trajedi olarak varlığını sürdürüyor. Her yıl yinelenen anma törenleri ise adalet arayışının, barışın ve benzer acıların bir daha yaşanmaması yönündeki ortak kararlılığın sembolü olmaya devam ediyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI