Genç nesil mimarlar arasında özgün bakış açısı, yenilikçi projeleri ve başarılı çalışmalarıyla dikkat çeken Özden Duygu Doğan ile; Türkiye’de mimarlık, dekorasyon ve iç mimarlık sektörüne dair özel bir röportaj gerçekleştirdik.
Modern tasarım anlayışı, estetik yaklaşımı ve sektöre kazandırdığı yaratıcı projelerle adından söz ettiren başarılı mimar, mesleki yolculuğundan geleceğin mimarlık trendlerine kadar birçok önemli konuda Eura24News okurları için içten değerlendirmelerde bulundu.
Keyifli okumalar dileriz.

Özden Duygu Doğan Eura24news okurlarına kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Özden Duygu Doğan kimdir?
Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezunum. Mimarlık kariyerime iç mekan tasarımı ve uygulama projeleriyle başladm
Yaklaşık on yıl iç dekorasyon projelerinde çeşitli firmalarda çalıştım. Ardından “Mimar Duygu Doğan” adıyla konut, ticari iç mekan ve cephe projeleri yürüttüm. 2022 yılında ürün tasarımlarımı markalaştırmak amacıyla Ishara’yı kurdum. 2024 itibarıyla ileri üretim teknikleri, 3d yazıcılar ve sürdürülebilir malzemelere odaklandm 2025 de e-ticaret sitemi kurdum. Mekan tasarımları,özel tasarım heykeller ve sürdürülebilir malzeme ile tasarımlar ve üretimleri me devam ediyorum.

Neden mimarlık.? Mimarlık kariyerinizde sizi en çok etkileyen proje hangisiydi ve neden?
“Neden mimarlık?” sorusunun cevabı belki bilinç altımda bilinçli bir seçimdi ama bizim dönemimizde önce tercih sonra tercihlerine göre bir yer gelirdi. aslında çok bilinçli bir farkındalıkla başlamadı. Ancak çocukluğumdan beri el becerilerim ve sanata olan yatkınlığım hep vardı. İnce işçilik gerektiren alanlara ilgim olduğunu biliyordum. Bu yüzden mimarlık ve diş hekimliği gibi meslekler bana yakın geliyordu. Fakat beni kan tutması nedeniyle diş hekimliğinden biraz uzaklaşmıştım. Sanırım yaratıcı tarafımı daha fazla beslemek istemem, beni mimarlığa yönlendirdi.
Beni en çok etkileyen projeye gelince… Aslında sanatçı ruhuna,yaratıcı ruha sahip insanların ortak bir özelliği vardır: Onlara göre projeler hiçbir zaman tamamen bitmez. Her yeniden baktığınızda, geliştirmek istediğiniz bir detay mutlaka vardır. Benim için de bu hep böyle oldu. Ancak kendimi en yakın hissettiğim dostlarımdan birinin Neslihan Öztoprak villasıy dı diyebilirim. Rahat konuşabildiğin insanların beklentilerini daha iyi anlıyorsun sanırım bundan dolayı bana keyifli gelmişti.
Bir eser tasarlarken estetik ile işlevsellik arasında nasıl denge kuruyorsunuz?
Bir süre sonra bu denge aslında otomatik olarak oturuyor. Ben artık bu işe yeni başlamıyorum; benim için araba kullanmak gibi bir şey hâline geldi . Estetiği ve işlevselliği aynı anda düşünebiliyorsunuz. Ama tabii ilk başladığım zamanlarda bu süreç çok daha bilinçli ilerliyordu. Şimdi bile hâlâ kontrol altında tutmaya çalışıyorum .

Örneğin bir koltuk ya da bir aydınlatma tasarlıyorsunuz… Bir koltuk mekânda çok güzel durabilir ama üzerinde oturulamıyorsa, konforlu değilse bunun çok da bir anlamı kalmıyor. O zaman onu sadece bir heykel gibi değerlendirebilirsiniz.
Ben estetik ile işlevselliği daha çok AR-GE çalışmalarıyla dengeliyorum. Önce tasarım ve çizim aşaması oluyor, ardından mutlaka denemeler yapılıyor. Ürünü uygulamada görüyorsunuz; eğer istediğiniz sonucu vermiyorsa düzeltmeler yapıyorsunuz. Bu yüzden tasarım sürecinde AR-GE çalışmaları gerçekten çok önemli
Kadın bir mimar olarak sektörde karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu?
Kadın bir mimar olarak sektörde karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?” sorusuna aslında çok uzun cevap verebilirim. Hatta bazen sanki yıllardır bu soru sorulsun diye beklemişim gibi . Çünkü kadın olarak çalışmak, hele ki erkek egemen bir sektörde var olmaya çalışmak gerçekten kolay değil.
Son yıllarda artan üniversiteler ve mimarlık mezunlarıyla birlikte, artık herkesin bu işi yapabileceğine dair bir algı oluştuğunu düşünüyorum. İnsanların çok kolay şekilde diploma alıp heleki özel ünüversitelerin çoğunda mimar olabilmesi, müteahhitlerde eğitimsizlik oranını yüksek olması , emeğin ve bir konuda uzmanlığın değerini de düşürdü. Zaten dünyada kadın olmanın hâlâ zor olduğunu düşünürseniz, bir de erkek ağırlıklı bir sektörde ayakta kalmaya çalışıyorsanız zor.

Bu zorluklarla ilgili söylenecek çok şey var ama ben son yıllarımın üç deneyimimi örnek verebilirim.
Birinde, iş yerini yaptığım bir müteahhitten ödememi bayrama gitmek için istemek zorunda kalmıştım. O kadar çekinerek para istiyordum ki… Bayrama gideceğim için hakkım olan ödemeyi rica ettim. Telefonda benimle dalga geçer gibi “Telefon çekmiyor şu an” deyip telefonu kapattı. Ödememi alamadan bayrama gitmek zorunda kaldım. Kadın olduğunuzda bazen tepkinizi bile ölçmek zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Daha sonra o iş yerinde rahatsız olduğum süreçler yaşadım ve işi bırakmak zorunda kaldım. Hatta tehdit olarak algıladığım tavırlarla da karşılaştım. Çünkü bazı insanlar, kadın olduğunuz için korkacağınızı düşünüp sizi o taraftan baskılamaya çalışabiliyor.
Bence bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri, insanların artık “iyi”nin değil, “güçlü”nün yanında durmaya başlaması. Oysa bizim kuşak bu meslekleri büyük emekler vererek kazandı.
Eğer hiçbir emek vermeden, bir işin başına geçen veya sadece ilişkilerle bir yerlere gelen insanlar iş dünyasında artarsa işini gerçekten bilen insanların değeri de azalıyor.
İkinci deneyimimde ise, çalıştığım yerde patronuma karşı çıktığım bir anda bana “Şimdi erkek olsaydın…” diye başlayan bir cümle kuruldu. Ben de “Erkek olsaydım ne yapardınız?” diye cevap verdim. Çünkü iş hayatında cinsiyet ayrımı sadece pozitif olur sa olur,iş yerinde cinsiyet eşitliği vardır. Açık konuşmak gerekirse, bu sektör sizi zamanla sertleştiriyor. Hatta bazen istemeden daha erkeksi bir tavra bürünüyorsunuz. Çünkü ortam bunu dayatıyor.Kendi mizacıma uymayan erkeksi tavırlarım oldu fakat sektör de ayakta kalmak için gerekiyor.
Üçüncü deneyimimde ise bir müteahhit arkadaşımın projesine gönüllü olarak çizmek istedim,ilk imzalı villam olacağını düşünerek büyük bir heyecan ve mutlulukla başladım. Kendisinden arsa ile ilgili bilgileri aldım ve yaklaşık beş-altı farklı alternatif hazırladım. Bu çizimlerle görüşmelere gidildi ve süreçte iş alınmış.
Aradan bir süre geçtikten sonra inşaatın yapıldığını öğrendim. Ancak proje ile ilgili benimle sonrasında hiç konuşulmadı , Durumu sorduğumda, “Proje üzerinde değişiklik yapıldı zaten.”biz imzalattık başka mimara şeklinde bir cevap aldım. Hayatımda duyduğum en adalatsiz ve ilginç yorumlardan biriydi. Çünkü bir projenin geliştirilmesi, eksiklerinin tamamlanması ya da yeniden yorumlanması; onun ilk fikrinin ve başlangıç aşamasındaki emeğin kime ait olduğu gerçeğini değiştirmez zaten proje dediğimiz iş böyle çalışılır kimi mutfağı biraz daha büyütelim der kimi girişi.

Aslında beni kıran şey sadece bu davranış da daha çok, emek veren, düşünen ve yetkinliğiyle katkı sağlayan insanların emeğini ve bu yıllarca verilen bir emek maddi manevi görmezden gelmenin bazı kişiler tarafından doğal bir hak gibi görülmesiydi. Oysa bir fikrin ortaya çıkması da en az uygulanması kadar değerlidir.Fikir hakkı diye birşey vardır bilirsiniz.
Yıllar önce “Her şeyi kendi başıma yapacağım.” diyerek çıktım yola küçük yaşta farketmiştim bunun neden böyle olması gerektiğini. Çok şükür ki bugün geldiğim noktada her şeyin arkasında kendi emeğim, kendi alın terim ve kendi mücadelem var.
Bu gün varlıklı olmak birçok davranışta hak sahibi olmak gibi algılansad a toplumsal değerler bağlamında hiç kimseye karşısındaki insana istediği gibi davranma hakkı vermez. İnsanların bu şekilde davranmasına sebep olan şey çoğu zaman emeğe duyulan saygının eksikliği,bedel ödemeden bir makama gelmek ahbap cavuş ilişkisi ,orda adamımız var düşüncesi ile iş yapa kafası. Karşısındaki insanın zekâsını küçümseme eğilimi.
Ne yazık ki bugün hâlâ benzer örneklerle karşılaşıyoruz. Ancak zaman bana şunu öğretti: Emeğin gerçek değeri, onu yok saymaya çalışanların sözleriyle değil, ortaya koyduğu sonuçlarla ölçülür. Ve en güçlü cevap, tartışmak değil; üretmeye devam etmekle verilir.
Bu yüzden şunu söyleyebilirim: Tasarım kısmı, üretmek, düşünmek ve işin sanatsal tarafı beni çok besledi. Ama piyasa şantiye tarafı kadınlar için gerçekten zorlayıcı. Yine de piyasayı bilmeden de iyi tasarım yapamazsınız. Belki de sorun yalnızca inşaat sektörü değildir; asıl mesele, kadın ve erkek rolleri arasındaki dengesizliğin hâlâ tam olarak çözülememiş olmasıdır,paranın değerlerin önüne geçmesidir, bu konu sosyolokların alanı artık beni aşar.

Tarihte ve günümüzde En çok Etkilendiğiniz mimar kimdir?
En çok etkilendiğim mimarlar Mimar Sinan ve Zaha Hadid diyebilirim.
Mimar Sinan’ın estetikle mühendisliği bir araya getirme biçimi beni her zaman çok etkilemiştir. “Mimar Sinan, yalnızca görkemli yapılar inşa eden bir mimar değil; suyun kilometrelerce uzaklıktan eğim hesaplarıyla şehre ulaştırılmasını sağlayan su yolları, kemerler ve altyapı sistemleriyle çağının çok ötesinde bir mühendislik dehasıdır.”
Özellikle Kırkçeşme Su Tesisleri, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş ve dönemin en büyük altyapı projelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Sinan için sadece “büyük bir mimar” değil, aynı zamanda “şehir plancısı ve mühendis” demek de son derece yerindedir Yaptığı eserlerde yalnızca görsel bir güzellik değil, aynı zamanda inanılmaz bir teknik bilgi ve matematiksel denge de görüyorsunuz. Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ hayranlıkla incelenen yapılar üretmiş. Ayrıca çalışkanlığı ve üretkenliği de bende her zaman büyük bir hayranlık uyandırmıştır.
Diğeri Zaha Hadid ise dünyaya adını duyurmuş güçlü bir kadın mimardır. Bir çok kişinin hayal bile etmekte zorlanacağı akışkan ve cesur formları mühendislik ile estetiği bir araya getirerek gerçeğe dönüştürdü; mimarlığın sınırlarını yeniden tanımladı. Özellikle akışkan ve zor formları yaşanabilir mekânlara dönüştürebilmesi hayranlık uyandırır. Bugün birçok fütüristik mimarda biraz “Zaha Hadid olma” isteği vardır diye düşünüyorum. Ben de akışkan ve heykelsi formlar tasarlamayı seviyorum. Bu nedenle Zaha Hadid’in tasarım dilini sevmişimdir.
Bir tarafta mühendislik ve disiplinle estetiği birleştiren Mimar Sinan, diğer tarafta sınırları zorlayan akışkan formlarıyla Zaha Hadid… Sanırım ikisinden de etkilendiğim nokta, tasarımın yalnızca bir yapı değil aynı zamanda bir karakter ve düşünce biçimi oluşturmasıdı

Geleceğin mimarisinde sürdürülebilirlik ve teknoloji sizce nasıl bir rol oynayacak?
Teknoloji aslında artık işlerimizi çok kolaylaştırıyor, eskiden tamamen el çizimi vardı, sonra bilgisayar destekli çizime geçildi. Şimdi ise dijital sanat ve yapay zekâ destekli süreçler hayatımıza giriyor. Yani teknoloji, tasarımın ruhunu değil; hızını, yöntemini ve üretim biçimini değiştiriyor.
Bunun dışında teknolojik imkânlar bize üretim de de zaman kazandırıyor. Özellikle prototipleme ve arge aşamalarında çok büyük avantaj sağlıyor. 3D yazıcıların, robotların da yaygınlaşmasıyla birlikte aslında “gelecek geldi”yada ayak sesleri güçlendi diyebiliriz. Her şey çok hızlı değişiyor. Açıkçası ben beş ya da on yıl sonrasını tam olarak kestiremiyorum. Çünkü şu anda inanılmaz hızlı bir ive ile dönüşümün içindeyiz.
Sürdürülebilirlik konusuna gelirsek, bence bu sadece bir tasarım yaklaşımı değil, aynı zamanda bir sorumluluk meselesi. Hatta biraz öz disiplin ve ahlak meselesi olduğunu düşünüyorum. İnsan yalnızca kendisini düşünerek yaşayamaz.Bizim birbirimize karşı bu dünyada yaşayan diğer canlılara karşı ve hatta gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımız la ilgili sorumluluklarımız var.
Bugün artık karbon salınımının azaltılması, geri dönüşüm, sıfır atık gibi konular daha fazla önemseniyor tabi burada yasal yaptırımların da rolü var. Bir şeyi atmadan önce tekrar nasıl değerlendirebileceğimizi düşünmek Aslında bu bizim kültürümüzde de vardı. Anneannelerimiz, babaannelerimiz kolay kolay hiçbir şeyi atmaz, yeniden değerlendirirdi. Belki yokluk görmüş olmalarındandı ama bence bunun içinde aynı zamanda güçlü bir bilinç de vardı.
Ben “al, kullan, at” anlayışının çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Hatta bazen kişisel müsrifliklerimizin bile başkalarının hakkına girmek olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden sürdürülebilirlik benim için sadece teknik bir konu değil; insanın değerleriyle, vicdanıyla ve geleceğe bakışıyla ilgili bir mesele. Tasarım yaparken de doğaya zarar vermeyen, yeniden değerlendirilebilen ve uzun ömürlü malzemeler kullanmaya bu yüzden önem veriyorum.
Silver Carriers AWARAS’da bir ödül aldınız. Bu ilk ödülünüz mü? Nasıl bir duygu yaşadınız, neler hissettiniz?
Tabii ödülün ne olduğuna bağlı… Yaptığım işler genellikle hep takdir görmüştür. Çünkü benim içime sinmeyen bir işi zaten ortaya koymam. Önce benim kabul etmem, benim ikna olmam gerekir. Belki bunun karşılığında her zaman fiziksel bir ödül almadım ama çok fazla takdir gördüm diyebilirim. Bu öğrencilik dönemimde de böyleydi.Okulumun 2. yazında başarılı öğrenciler olarak 1 ay amasyada yabeb projesine gönderildik 3 sınıfta yaptığım sergi salonu projem Yapı Dergisi’nde yayınlanmıştı. O dönem için bu benim adına çok büyük bir gurur kaynağıydı.

Elbette insan mutlu oluyor ama açıkçası takdir görmek benim için tamamen yeni bir duygu değildi; daha önce de tanıdığım bir histi diyebilirim. Fakat son dönemde bambaşka bir alana adım attım ve yaklaşık bir buçuk yıldır gece gündüz demeden çok yoğun çalıştım. Sabırla, her gün kendime yeni şeyler katarak bir düzen kurmaya çalıştım. Bu ödül de aslında bütün bu emeğin görünür hâle geldiğini hissettiren bir şey oldu.
Yakın zamanda Halkbank’ın kadın girişimcilere yönelik düzenlediği yarışmada ilk yüze girdim. Sonrasında bizi eğitim ve kaynaşma amacıyla dört gün boyunca Shangri-La Bosphorus, Istanbul’da ağırladılar. Sanırım bu süreç benim hayatımın dönüm noktalarından biri oldu diyebilirim. Belki şu an bunu tam olarak kelimelere dökemiyorum ama fark edildiğini görmek, hâlâ çalışan insanlara ve emeğe değer verildiğini hissetmek beni inanılmaz motive etti.

Benim için en büyük ödüllerden biri de buydu aslında. Çünkü gönderdiğim videoda ben bile görünmüyordum inancımı kaybetmişim göndereyim ama çokta inanmıyorum diye göndermeme rağmen yaptığım işleri görüp takdir etmişler ve bana dönüş sağlamışlardı. O kadar şaşırmıştım ki gerçekten çok duygulandım ağladım. “Gerçekten mi?” diye tepki verdiğimi hatırlıyorum. Çok kaliteli, çok düzgün insanlarla tanışmak ve bu yolda yalnız olmadığımı uzunca yıllar sonra hissetmek benim için çok kıymetliydi.Girişimci kadınlar arasında yer almak ve bunun bir devlet kurumu olması ayrı bir gururdu.
Halkbank’ın kadın girişimciler arasında beni seçmesi, verdiğim mücadelede beni ruhsal olarak daha güçlü hâle getirdi diyebilirim.
Öğrenim ve meslek hayatınızda yardım ve desteklerini gördüğünüz Özellikle isimlerini anmak istediğiniz insanlar mutlaka vardır?
İlk olarak annem ve babamdır iki eğitimcinin çoçuğu olmanın değerler anlamında faydasını gördük, annem askeri eğitim gibiydi disiplinli, değerlerin sıkı uygulandığı evlerde ahlak temeli sağlam oturur, annemin hiç cüzdanını ortadan kaldırdığını bilmem biz de ne gerekirse o kadar alırdık, şimdi bunun nekadar değerli bir öğreti olduğunu görüyorum karakter gelişiminde ihtiyacın olmayanı almazsın olrsa zaten orada bu korkudan ve ayıptan değil temel bir ahlak öğretisidir bunu özellikle söylemek istedim .Babam ise canım babam vicdanlı bir insandır o herkes babasını sever tabi orası ayrı ama benim babam kibar ve nazik bir insandır, tanıdığım bütün erkeklerden daha naziktir. bize kattığı artı bir değer de matematik öğretmeni olması bizde çok yönlü düşünmeyi kendi başına öğrenmeyi,sorgulamayı geliştirmiştir x+y=z, Bunlar temel eğitim de önemli şeyler.

Gelelim ünüversiteye, Artık başka insanlar tanımaya başladığımız dönemler
Üniversite yıllarında başarılı bir öğrenciydim ve bu sebeple Trabzon’da Mevlüt Kongur’dan burs aldım. Ancak bugün onun adını özellikle anmak istememin nedeni verdiği bursdan çok, iyi bir insan olmanın neden değerli olduğunu göstermiş olmasıdır.İyilik bulaşıcıdır sloganım oradan gelir, şimdi onun benim için yaptığını ben de gençlere yapmaya çalışıyorum. Bazı insanlar hayatımıza yalnızca yaptıkları iyiliklerle değil, bıraktıkları izlerle de dokunurlar.
Meslek hayatımın uzun bir bölümünde yolumu kendi çabalarımla çizdim. Geçen yıl İstanbul’a geldiğimde, fındık kabuğu katkılı biyokompozit malzemeyle üretim yapmaya karar verdiğim süreçte, Factory of Us’ın kurucusu Betül Karaca ve Polyprint kurucusu Dilek Bartın’ın desteklerini gördüm. Bu yeni yolculukta bilgi ve deneyimlerini paylaşarak bana önemli katkılar sağladılar.
İnsanların başarılarından çok etrafına kattığı vedokunduğu hayatlar ile hatırlanmasının daha değerli olduğuna inanıyorum. Çünkü zaman geçse de insanların hayatına dokunan o güzel davranışlar unutulmuyor

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varmı?
Bu röpörtaj için teşekkür ediyorum, gençlere, özellikle de kızlara bişeyler söylemek isterim, bu dünyanın şevkatli ve kadın liderlere ihtiyacı var potansiyelinizi fark edin ve kendinizi tanımak için bişeyler yapın bilgi eksiklerinizi tamamlayın İlber Ortaylıyı da anmadan geçemiyceğim:) ‚mobilyacı gezeceğinize dünyayı gezin‘ kendinizi geliştirin donanımlı bir kadın donanımlı ve bilinçli çoçuklar büyütür.
Ben ülkemi ve devletimi çok seviyorum bizim insanımız çok renklidir ebru sanatı gibi desenler önceden tam olarak planlanamaz spontane oluşur farklı kökenlerden, farklı hikâyelerden gelen insanlar yüzyıllar içinde iç içe geçerek kendine özgü bir kültür oluşturmuştur bir ahenk vardır uyumsuz değildir.
Bu vatan için kıymetli eserler bırakma fırsatım olsun isterim,içinde bulunduğumuz zamanın teknolojisinide kulanarak parklarda bahçelerde belki şehirlerin girişlerinde, belki de yeni bir keşif de, bir buluş da. Özellikle de kadınların hayatlarına dokunabilecek işlerle adım anılsın isterim çünkü hala dünyada kadınlar fırsat eşitsizlikleri ile karşı karşıyalar. Ben bu hayat sofrasından tok kalkmak adına elimden geleni yapacağım
Arkam da hoş bir seda bırakmak isterim bu hayat sahnesinden geçerken.
