Esaret

Esaret
02-09-2023

“…Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Başkumandan M. Kemâl”

Yunan kuvvetlerini Anadolu’dan söküp atmak üzere Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa’nın komutasında 26 Ağustos 19222 tarihinde Afyon güneyinden başlatılan Büyük Taarruz başarılı bir şekilde gelişmiş, ikinci gün Yunan savunma hatları yarılmış ve Afyon zaptedilmiş üçüncü ve dördüncü günlerde Yunan Afyon grubu Dumlupınar’da kuşatılmış, 30 Ağustos’ta yine Başkumandan’ın komutasında icra edilen  Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Yunan kuvvetleri ezici bir mağlubiyete uğratılmış, Dumlupınar’da tutunamayan Yunan 1. Kolordusu (Afyon Grubu) Komutanı Tümgeneral Trikupis [1] ve Yunan 2. Kolordusu  (İhtiyat Kolordusu) Komutanı Tümgeneral Diyenis [2] komutasındaki kılıç artıkları Uşak istikametinde bozgun hâlinde geri çekilmeye başlamışlardı.

31 Ağustos Perşembe sabahı Başkumandan, Batı Cephesi Kumandanı (İsmet Paşa) ve 1. Ordu Kumandanı (Yakup Şevki Paşa) ile birlikte (Kütahya’nın Altıntaş ile Dumlupınar ilçeleri arasındaki Çal köyünün güneybatısındaki) Adatepe bölgesine giderek bir gün önce kanlı bir imhâ muharebesine sahne olmuş muharebe alanını gezdi. Muharebe alanındaki manzara şuydu: Binlerce silah, mühimmat, araç – gereç, kâfileler halinde esirler ve çok sayıda yaralı ve ölü…  

“Necip” sıfatı düşmanına dahi insaf ve merhametle muamele edenlere özgü bir asâleti ifade eder. Öyleydi, Türk milleti de Başkumandan’ı da. Başkumandan, muharebe alanında bir Yunan bayrağını yerde görünce onu işaret ederek “Bayrak, bir milletin bağımsızlığının simgesidir. Yerden alınız” dedi. Bunun üzerine Yâver Siirtli Üsteğmen Muzaffer (Kılıç) Efendi, Yunan bayrağını yerden alıp bir topun üzerine bıraktı.

Dumlupınar Meydan Muharebesini bizzat Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa yönettiği için, Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa bu muharebeye “Başkumandan Meydan Muharebesi” adını verdi. Sonrasında da öyle anıldı. Çok da isâbetli olmuştu.

Aynı gün 3.  Kolordu 41. Tümene bağlı Porsuk (Eskişehir) Müfrezesi de karşısında bulunan kuzeydeki Yunan kuvvetleri de sabah dokuzdan itibaren Eskişehir istikâmetine doğru çekilmeye başladı.

1 Eylül Cuma günü yine 3. Kolorduya bağlı 1. Tümen, Yunanların Seyitgazi (Eskişehir)’den gelen Müstakil Tümenine ağır kayıplar verdirerek ilerledi ve bir gün önce kurtarılan Kütahya’ya girdi. Bu sırada Eskişehir’den İnönü istikâmetine doğru çekilen Yunan kuvvetlerinin kaçış yollarını kesmek üzere (farklı sınıflardan / unsurlardan oluşturulmuş) Mürettep Süvari Tümeni de Kütahya’dan hareket etti.

31 Ağustos sabahı başarıyı genişletmek üzere Yunan kuvvetlerinin takibine çıkılacaktı. Bu emre göre: Yakup Şevki Paşa komutasındaki 2. Ordu, bağlısı 3. Kolordu ile birlikte, Kütahya-İnönü hattında ilerleyerek, General Sumilas [3] komutasındaki 3. Yunan Kolordusunun Eskişehir'den Bursa yönüne çekilmesini önleyecek, 6. Kolordu ise Murat Dağları'nın kuzeyinden, Hamidiye doğusundan

Yunanların peşine düşecekti. Nurettin Paşa emrindeki 1. Ordu, bütün kuvvetiyle Murat Dağlarının güneyinden Uşak tarafına uzanacak, Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu da önce sarkacağı Belova gediğinde (Kütahya’nın 37 km güneyinde ve Altıntaş’ta bulunan) Kızıltaş Vadisi ile çevredeki dağlara kaçışan, Yunan Birliklerinin önünü kesecek, sonra (Manisa’nın Uşak il sınırına mücâvir ve Afyon–İzmir karayolu üzerinde bir ilçesi olan) Alaşehir istikâmetinde harekâtını sürdürecekti.

Dumlupınar’dan çekilen General Franko Grubu, Murat Dağları üzerindeki Hasan Dede Tepesi ile Kaplangı Dağı arasında bir yer tutmuştu. Bu yerin ortasında Kaplangı Dağı bulunduğu için Türk askerî tarihçiliği Dumlupınar Meydan Muharebesi sonrasında burada gerçekleşen muharebeye Kaplangı Dağı Muharebesi adını vermiştir.

1. Türk Kolordusu 30 Ağustos akşamı Kaplangı Dağına çekilmiş Yunan birliklerine karşı muharebeye başlamış, 57. Tümenin yaptığı taarruz sonucunda karşısında bulunan 44. Yunan Alayı da Kaplangı Dağından atılmıştı. Trikupis Grubunun, kendisi ile birleşebilmesi için General Franko’nun, Kaplangı mevkiini korumasının hayatî bir önemi vardı. Tutulan mevzî, geri dönüş için elverişli ve Kaplangı Dağı da bu istikâmete hâkimdi. General Franko, emrindeki kuvvetlerle bir gece taarruzu yaparak saat 22.30’da Kaplangı Dağını almayı başardı. Bu esnada Kaplangı Dağı üzerinde dört alaya yakın bir Yunan kuvveti toplanmış bulunuyordu. Kaplangı Dağında kayda değer sayıda Yunan Kuvvetleri toplandığı için durum kritikti. 31 Ağustos sabahı 1. Kolordu, bölgedeki taarruzuna devam etmişti. Çok kanlı geçen bu muharebede Kaplangı Dağının değişik bölgelerinde tutunmaya çalışan Yunan birliklerinin tamamı söküp atılmış ve geri çekilmeye mecbur edilmişti. Takip harekâtı başarılı bir şekilde sürdürülüyordu.

1. Kolordu Komutanı telefonla, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa’yı aramış ve kendisine, “Yunanların (Uşak ilinin hemen batısında yer alan) İslamköy’den batıya çekilmekte olduklarını, ancak Yunanların (İslamköy’ün 4 km kuzeyinde olan) Banaz bölgesinde kuvvetli bir savunma yapabileceklerini belirterek 2. Kolordunun acele devreye girmesini önermiş, eğer bu önlem alınırsa düşmanın yok edilebileceğini” ifade etmişti. İzzettin Paşa’nın telefonundan sonra, 1. Ordu Komutanı gerekli emirleri vermişti.

Yunanların muharebe alanı dışındaki yakıp yıkmaları ile ilgili 1. Kolordu Komutanlığına ilk bilgi, İslamköy’den gelmişti. Yunanların savaş artıkları, önce burada tutunmak için bir hazırlık yapmışlar, sonra da bu kararlarından vaz geçerek daha gerilere çekilmişlerdi. İşte bu çekiliş sırasında İslamköy’ü ateşe vermişler, ele geçirdikleri masum insanları öldürmüşlerdi. İslamköy’de karşılaşılan manzara civardaki Gedikler Köyünde de görülecekti. Bozgun hâlinde geri çekilen Yunan birlikleri, girdikleri Gedikler Köyünde de canlı bırakmamışlardı. Kadın, çocuk, genç-ihtiyar demeden bütün köylüyü hatta hayvanlarını bile delik deşik etmişlerdi.

14. Tümen’in öncü birlikleri İslamköy’deki yangını söndürmüş, sonra da takip harekâtına devam etmişti. İslamköy önce 1. Kolorduya, sona da 2. Kolorduya karargâh olmuş ve askerlerini ağırlamıştı. 1. Ordu Komutanının emriyle, 1. Kolordunun arkasında takip harekâtına devam eden 2. Kolordunun 4. Tümeni daha önce İslamköy’e gelmişti.

31 Ağustos günü öğleden sonra yapılan takip harekâtı sırasında pek çok esir ve savaş malzemesi ele geçirilmiş, 1 ve 2. Kolordu birlikleri Murat Dağı eteklerinde Yunanlardan çok sayıda esir, top, silah ve cephâne toplamıştı.

30 Ağustos sonrasında Bursa istikâmetine doğru geri çekilen 3. Yunan Kolordusuna yönelik imhâ tâkip ve imhâ harekâtını da 2. Orduya bağlı Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki 3. Kolordu yürütüyordu.

Dumlupınar’da imhâ ve esir edilmekten kurtulmuş Trikupis Grubunun arta kalanları Kızıltaş Vadisinden Uşak’a doğru bozgun hâlinde ve etrafındaki yerleşim merkezlerini de yakıp – yıkarak geri çekiliyordu.

Şartlar fevkâlâde olgunlaşmıştı, Yunanı Anadolu’dan tamamen atmak için. Bu müstesnâ zaferle elde edilen başarıyı genişletmek icab ediyordu. Öyle de oldu.

Büyük Taarruz’dan Dumlupınar Meydan Muharebesi’ne dek ağır kayıplara uğrayan ve panik hâlinde çekilmekte olan Yunan birlikleri geride yeniden tertiplenme imkânı bulursa 8-10 tümenlik küçümsenmeyecek bir güç oluşturabilirlerdi. Bu nedenle Yunan kuvvetleri bozgun hâlinde çekilirken yakından izlenmeleri gerekiyordu.

Aynı gün Gazi ve Müşir Başkumandan, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa, Çal köyünde yıkık bir evin avlusunda kırık bir kağnı arabasının döşeme ve oklarına ilişerek durumu görüştüler, bir gün önce Dumlupınar’da kazanılan zaferin bu harekâtı sonuçlandıracak büyük ve önemde olduğunda görüş birliğine varıldı ve İzmir’e yürünmesi kararlaştırıldı. Bu da takip harekâtı anlamına gelmekteydi. Bu karar Batı Cephesindeki TBMM Ordularına “Başkumandan” imzalı yazılı bir emirle duyurulacaktı.

 

1. Kolordu Kumandanı İzzettin (Çalışlar) Paşa 31 Ağustos sabahı gün ışırken düşman kumandanının elinde kalan kuvvetlerle (Uşak’ın 21 km kuzeydoğusundaki) Karacahisar üzerinden, Uşak'a doğru geri çekilmekte olduklarına dair bir haber alır. Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım (Gündüz) Paşa bu haberi gecikmeden Başkumandan’a iletir. Başkumandan’ın dudaklarında târifi imkânsız bir tebessüm dolaşır ve “Asım... Hepsi ya teslim olacak ya toptan imhâ edilecekler.” der. 1 Eylül Perşembe günü Başkumandan tarihî emrini verdi:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları!

Afyonkarahisar - Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imhâ ettiniz.  Büyük ve necip milletimizin fedâkârlıklarına lâyık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbâlinden emin olmaya haklıdır.

Muharebe meydanlarındaki mahâret ve fedâkârlıklarınızı, yakından müşâhede ve takip ediyorum. Milletimizin, hakkınızdaki takdirlerine vasıtâ olmak görevimi durmadan ve sürekli bir şekilde yerine getireceğim. Başkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını Cephe Kumandanlığına emrettim.

Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikrî güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim.

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Başkumandan M. Kemâl”

Böylece Başkumandan, Büyük Taarruz’la başlayan askerî harekâtın ve şanlı destanın son safhası olan takip harekâtını başlattı.

Takip harekâtı, Dumlupınar muharebesindeki görklü zaferle elde edilen başarının genişletilmesini de mümkün kılacaktı. Bu tarihî emre uygun olarak 1 Eylül’de Batı Cephesindeki tüm birliklerin fiilen takip harekâtı başladı. 5. Süvari Kolordusu Gediz üzerinden Selendi – Kula – Salihli – İzmir istikâmetinde ilerlemeye başladı. 2. Ordu da üç tümeni ile 5. Süvari Kolordusunu takip etti. 1. Ordu 1. ve 2. Kolorduları ile Uşak-İzmir istikametinde Franko Grubunu takip etmeye başladı, 4. Kolordusu da bu istikâmette ikinci hatta takibe katıldı.

2 Eylül Cumartesi. Yunanistan, İngiltere’ye müracaat ederek Anadolu’dan çekilmeye karar verdiğini açıklayıp mütâreke için İngiltere’nin acilen yardımını istedi. Bununla beraber, Yunanistan’ın artık çok geç olan karar ve girişimleri bir sonuç da vermedi. Yunanistan’ın Bizans’ı ihyâ etmek ve Megali İdea’yı gerçekleştirmek için 1919 yılının 15 Mayıs’ında çıktığı Küçük Asya Seferi 1921 yılı Eylül’ünde Küçük Asya Macerâsı olmuş, 1922 yılı Eylül’ünde ise Küçük Asya Felâketine [4] dönüşmüştü.

1 Eylül’de başlatılmış olan takip harekâtında 1. Ordu bağlısı İzzettin Paşa komutasındaki 1. Kolordu Uşak - Güre ile Uşak - Eşme hattında çekilmekte olan Yunan silah artıklarını Bölme - İlyaslı -Düdüklü yoluyla izlemeye devam ediyordu.

1. Ordu bağlısı 4. Kolordunun Komutanı Kemâlettin Sami Paşa’nın emriyle, yine 1. Orduya bağlı Ali Hikmet Paşa komutasındaki 2. Kolordu emrine görevlendirilen 5. Kafkas Tümeni de Dadaylı Albay Halit Bey’in dirâyetli sevk ve idaresinde takip harekâtına devam etmekteydi. 5. Kafkas Tümeni Uşak dolaylarına sokulmak için geceyi geçirdikleri İslamköy’den 2 Eylül sabahı hareket etmişlerdi. 1. Kolorduya bağlı Albay Ömer Halis Bey komutasındaki 23. Tümen demiryolunun kuzeyinden, 5. Kafkas Tümeni de bu hattın güneyinden Uşak’a gideceklerdi. Uşak’a doğru ilerleyen 1. Ordu bağlısı 1. Kolordu öncüleri akşama doğru karanlık basmadan Uşak’a girdi ve geri çekilen Yunan birlikleri tarafından şehirde başlatılan yangınlar söndürüldü.

2 Eylül’de de Başkumandan ile İsmet Paşa, Uşak’a girmiş bulunuyordu. Aynı gün akşamında, Uşak, İzzettin Paşa komutasındaki 1. Kolordu tarafından zapt edilirken eşzamanlı olarak Trikupis Grubuna (1. Yunan Kolordusuna) bağlı 4. Tümen Komutanı Tümgeneral Dimaras ile 12. Piyade Tümen Komutanı Albay Kallidopulos, birlikleri (391 subay, 5.385 er, 700 küsur hayvan, 1.296 tüfek, 11 ağır makinalı, 50 hafif makinalı tüfek ile 4 top ve çok miktarda cephâne) ile birlikte Albay Dadaylı Halit (Akmansü) Bey komutasındaki 5. Kafkas Tümeni birlikleri tarafından (Uşak ve doğusundaki Banaz arasında yer alan) Karlık köyünde esir alındı. Eşzamanlı 23. Türk Tümeni birliklerine teslim olanlar ise 1.  Yunan Kolordusu Kurmay Başkanı ile 96 subay idi. Esir komutanlar, o geceyi (Uşak’ın merkeze bağlı ve il merkezine de 15 km mesafedeki) Göğem Köyü yakınlarındaki Çakmaklı Tepede kurulan çadırlarda geçirdiler.

3 Eylül Pazar günü saat 08.00’da esir generaller ve üst subaylar saat 08.00’de 4. Kolordu Karargâhının bulunduğu Uşak’a sevk edildiler. Esir edilmiş General Trikupis ve diğer Yunanlı generaller, Başkumandan’ın huzuruna çıkarıldı. Necip Türk milletinin necip evladı Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa esir generallere nezâketle muamele etti, onlarla bir süre de konuştu. Sonrasında   Yunanlı generaller, Gazi ve Müşir Başkumandan’ı derin bir tâzim ile selamlayıp huzurundan ayrıldılar.

 

Devam edecek…

© 2023. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

KAYNAK: Makale, İrfan Paksoy’un “Büyük Taarruz Destanı” isimli (basılmamış) eserinden derlenmiştir.

 

SONNOTLAR:

[1] Nikolas Trikupis (1868 – 1959), Yunan asker, kara subayı ve tümgeneralidir. Yunan kuvvetlerinin 19 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkmasından sonra başlayan Türk-Yunan Savaşı’nın ilk yıllarında  3. Yunan Tümenine komuta etmiş,  Ocak ve Mart 1921 aylarında gerçekleşen I. ve II. İnönü Muharebelerinde görev almış, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde (10-25.07.1921) Eskişehir’i ele geçirmekle görevli Yunan Kuzey Grubuna komuta etmiş,  Aralık  ayında  da  Yunan Afyon Grubu da denilen 1. Yunan Kolordu Komutanlığına atanmıştır.  26 Ağustos 1922 tarihinde Afyon’un güneyinden Trikupis kuvvetleri üzerine yapılmış olan Büyük Taarruza hazırlıksız yakalanmış ve cephenin çökmesini önleyememiştir. Dumlupınar Muharebesi’nin (30.08.1922) ardından emrinde kalan birlikler geri çekilmeye başlamış, 2 Eylül’de Uşak  yakınlarındaki Göğem köyü civarında maiyetindeki kuvvetle birlikte esir edilmiş, 3 Eylül’de Uşak’ta Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa’nın huzuruna çıkarılmış, 1923 yılında gerçekleşen savaş esirleri mübadelesi gereği 1926 yılında Yunanistan’a geri döndüğünde askerlik görevine devam etmiş, 1927 yılında emekliye ayrılmadan önce korgeneralliğe terfî etmiş, daha sonra da Attika ve Boeotia’da vali olarak görev yapmıştır.

[2] Kimon Diyenis (1871–1945), Yunan kara ordusu subayı ve generali. 1920 sonunda Küçük Asya’daki 13. Piyade Tümeni Komutanlığına atanmış, 1921 yılında İnönü Muharebeleri ve Sakarya Muharebesi’nde görev yapmış, 1922 yılında tümgeneral olarak Küçük Asya’daki 2. Kolordunun komutanı olmuş,  Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin ardından  Türklere esir düşmüş,  Yunanların Küçük Asya Felâketi’nden sonra 11 Eylül 1922 tarihinde başlayan Eylül 1922 Devrimi’nin ardından ordudan ihraç edilmiştir.

[3] Petros Sumilas (1861-1955), Yunan kara ordusu subayı ve generalidir. Mayıs 1921 ayında Anadolu’daki 10. Piyade Tümen Komutanlığına atanmış, Kütahya – Eskişehir Muharebeleri (10-25.07.1921) ile Sakarya Meydan Muharebesi’ne (23.08-13.09.1921), 1922 yılında da (Ağustos 1922 ayında Küçük Asya Ordusunun Anadolu’dan yenilmesi ve geri çekilmesi sırasında komuta ettiği) 3.  Kolordu’nun komutanlığına getirilmiş, Anadolu’da yaşanan hezimet nedeniyle ordu birimleri arasında geniş bir katılımla gerçekleşen ve 11 Eylül 1922 tarihinde başlayan ve Eylül 1922 Devrimi’nin başlamasının ardından 17 Ekim’de görevden alınmış ve  Altılar Davası’nda  ifade vermiş, 1923 yılında da ordudaki görevinden emekli olmuştur.  

[4] Küçük Asya Felâketi, Yunan tarih yazımında Yunan Küçük Asya Ordusu’nun Eylül 1922 ayında Mustafa Kemâl Paşa komutasındaki TBMM Orduları karşısında uğradığı yenilgi sonucu Küçük Asya Seferi’nin son bulmasına verilen isimdir. Küçük Asya Felâketi, Yunan tarihinin bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Yunanistan'ın tarih ders kitabında ise Modern Yunan tarihinin en büyük ulusal felaketi olarak tanımlanmaktadır. Küçük Asya Felâketi, sadece Yunanistan'ın başarılı savaşlarla dolu bir on yılını (1912-1922) bitirmedi, aynı zamanda kuruluşundan itibaren bir yüzyıldır modern Yunan devletinin siyasetinde egemen olan ve Megali İdea olarak bilinen yayılmacı politikasını da toprağa gömmüştür. Küçük Asya Felâketi, Yunan ordusu için bir yenilgi olmanın yanı sıra, 1923-1924 nüfus mübadelesi ile (muaf tutulan İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada hâriç) Anadolu’daki Rum / Yunan nüfusun yok olmasına neden olduğu için de böyle adlandırılmaktadır. Küçük Asya Felâketi, Yunan toplumunda her düzeyde derin kesintilere yol açmıştır.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?