?>

Korkutan Yeni Nesil

Kevser KARAARSLAN

4 saat önce

Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir serzeniş var: “Bu nesil çok saygısız.” “Bu nesilde bir şeyler eksik…”

Bu cümle belki genelleyici, belki sert. Ama bu cümlenin arkasında gerçek bir kırılma, gerçek bir kaygı olduğu da inkâr edilemez. Okullarda, sokakta, hatta evlerin içinde hissedilen bir kırılma… Sözün ağırlığının azaldığı, sabrın kısaldığı, nezaketin eski gücünü yitirdiği bir kırılma.

Bugün Fatma Nur Çelik öğretmenimizin haberini okuduğumda içim ürperdi. Dehşete kapıldım. İlk değildi… ve üzülerek söylüyorum ki böyle giderse son da olmayacak gibi görünüyor. İçimden feryansın etmek geliyor. Bir çocuk nasıl bu kadar kötü olabilir, daha hayatı henüz tanımamışken, yaşamamışken nerden öğrenmiş olabilir bu kötülüğü? Aklım almıyor. Biliyorum ne söylesem az, ne söylesem kelimeler kifayetsiz. Bir öğretmenin yalnız bırakılması, hedef hâline getirilmesi, mesleki otoritesinin tartışma konusu yapılması aslında tek bir kişiye değil; eğitimin kendisine yönelmiş bir yaradır.

Öğretmen dediğimiz insan, çocuğumuzu yalnızca matematikle, Türkçeyle tanıştırmaz. Hayatla tanıştırır. Sorumlulukla, sabırla, emekle tanıştırır. Bir çocuğun karakterine dokunan en önemli ellerden biridir öğretmenin eli. Böylesine kıymetli bir mesleğin saygınlığının zedelenmesi, toplum olarak hepimizi yaralar.

Peki ne oldu da öğretmenle öğrenci, öğretmenle veli arasındaki o güven bağı bu kadar zayıfladı?

Bugünün çocukları hız çağının içine doğdu. Beklemeden ulaşmaya, düşünmeden tüketmeye, emek vermeden sonuç almaya alıştıkları bir dijital dünyanın içinde büyüyorlar. Oyunlar anlık ödüller sunuyor, sosyal medya saniyeler içinde alkış dağıtıyor. Böyle bir ortamda sabrı öğretmek, sürece değer vermeyi anlatmak her zamankinden daha zor hâle geliyor.

Ama mesele yalnızca teknoloji değil. Aile yapısındaki değişim, hatta en belirleyici etken. Çocuğumuz kıymetli, evet. Hepimizin çocuğu dünyadaki en değerli varlık. Fakat onu korumak adına sınır koymaktan vazgeçtiğimizde aslında iyilik yapmış olmuyoruz. “Hayır” demeyi sevgisizlik sanıyoruz. Oysa sınır, çocuğun güvenli alanıdır.

Burada biraz durup kendimize bakmamız gerekiyor. Çocuğunu evde disipline edemeyen, sorumluluk kazandıramayan bir anlayış; çözümü çoğu zaman okulda arıyor. Üstelik kendi yöntemleriyle. “Benim çocuğum yapmaz” diyerek, olayın aslını öğretmenden dinlemeden, yalnızca çocuğun abartılı anlatımıyla hüküm vererek… Öğretmene alan bırakmadan, onu dinlemeden, onu anlamadan.

Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekiyor: Eğer uyguladığımız yöntemler gerçekten işe yarıyor olsaydı, bugün bu manzarayla karşı karşıya kalmazdık.

Eskiden öğretmenlerimiz sınıfa girdiğinde ayağa kalkardık. Bu sadece bir ritüel değildi; bir saygı göstergesiydi. Söz alırken sesimiz titrerdi belki ama içinde sevgiyle karışık bir hürmet olurdu. Şimdi ise öğretmen sınıfta var ama sanki yokmuş gibi davranılabiliyor. Oturma adabından hitap biçimine kadar birçok incelik gözden kayboluyor.

Bu değişimin tek sorumlusu çocuklar değil. Çocuk, gördüğünü yapar. Evde anne babasının konuşma tarzını, sabrını, öfkesini, başkalarına yaklaşımını izler. Trafikte kuralları hiçe sayan, televizyonda hakareti normalleştiren, sosyal medyada ölçüsüzlüğü alkışlayan bir toplum; çocuklarından kusursuz bir nezaket bekleyemez.

Fatma Nur Çelik öğretmenimizin yaşadığı hadise de bize şunu gösteriyor: Öğretmeni yalnız bırakırsak, aslında çocuğumuzu da yalnız bırakmış oluruz. Çünkü öğretmenin otoritesi sarsıldığında, çocuk sınır duygusunu kaybeder. Sınır kaybolduğunda özgürlük başıbozukluğa dönüşür. Bugün mesele sadece bir okul meselesi değildir. Bu, değer aktarımı meselesidir. Saygının yeniden inşa edilmesi meselesidir.

Saygı korkuyla sağlanmaz. Ama tamamen serbest bırakılarak da gelişmez. Sevgiyle çizilmiş net sınırlar, çocuğun karakterini güçlendirir. Sorumluluk verilen çocuk olgunlaşır. Hatasının sonucunu yaşayan çocuk öğrenir. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şu: Çocuğumuzu savunmak ile onu doğruya yönlendirmek aynı şey değildir. Öğretmenini değersizleştirdiğimiz her cümle, çocuğun zihninde bir tuğla daha söker. O tuğlalar biriktiğinde ise geriye ne saygı kalır ne de güven.

Yine de umutsuz değilim. Çünkü her nesil eleştirilmiştir. Fakat doğru rehberlikle her nesil kendini aşmayı da başarmıştır. Bugünün gençleri daha cesur, daha sorgulayan ve daha özgüvenli. Bu özellikler sağlam bir ahlak zeminiyle birleştiğinde büyük bir güce dönüşebilir. Yeter ki biz büyükler sorumluluğumuzu hatırlayalım. Yeter ki öğretmeni yalnız bırakmayalım. Yeter ki sevgiyi disiplinle, özgürlüğü sorumlulukla dengeleyelim. Çünkü saygı kaybolduğunda insan kaybolur. İnsan kaybolduğunda ise bir milletin geleceği sessizce elinden kayar ve biz, kaygıyla değil; bilinçle, sabırla ve ortak sorumlulukla hareket edersek bu gidişatı değiştirebiliriz.

Her şey evde başlar. Okulda güçlenir. Toplumda kök salar.

Ve bir milletin gerçek gücü, çocuklarının terbiyesinde gizlidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI