?>

Niyetin Gücü

Kevser KARAARSLAN

13 saat önce

Bir gün bir kral, yakıcı sıcağın altında atıyla dolaşırken susuzluk ve yorgunluktan bitap düşer. Boğazı kurumuş, içini ferahlatacak bir şey ararken karşısına yemyeşil bir nar bahçesi çıkar. Bahçede çalışan genç delikanlıya yaklaşır ve nazikçe bir nar ister. Delikanlı, içten bir tebessümle en güzel narı seçer, özenle uzatır.

Kral narı ikiye böler. İlk yarısını yerken içinden hayranlıkla geçirir: “Ne kadar güzel, ne kadar lezzetli!” O an sadece serinliğin, o anlık huzurun tadını çıkarır. Fakat sonra bakışları bahçeye kayar. Hayranlık yerini yavaş yavaş başka bir duyguya bırakır. İçinde bir kıpırtı başlar: “Keşke bu nar bahçesi benim olsaydı… Sahibi kim acaba? Nasıl elde edebilirim?”

Bu sırada, narın bir yarısı bitmiştir, sıra öteki yarısına gelmiştir. Fakat, anlaşılmaz bir biçimde, tadı değişmiş ve alabildiğine kötüleşmiştir, tadı bambaşkadır. Aynı nar, aynı ağaç, aynı an… ama lezzet gitmiş, yerini buruk bir tat almıştır. Şaşkınlıkla delikanlıya döner:
“Evlat, bu nasıl olur? Narın bir yarısı çok güzeldi, diğer yarısı neden böyle?”

Delikanlı hafifçe gülümser ve sakin bir sesle cevap verir:
“Efendim… sizin niyetiniz değişince, narın tadı da değişti.”

Niyet güzel olunca herşeyin tadı bir başka güzel gelir; aldığımız nefes, içtiğimiz su, gördüğümüz renk…

Bu küçük hikâye, hayatın en büyük sırlarından birini fısıldar bize. Biz çoğu zaman hayatın tadını dışarıda ararız; daha fazlasında, daha iyisinde, daha güzelinde… Oysa çoğu zaman değişen hayatın kendisi değil, bizim ona bakışımızdır. İçimizde taşıdığımız niyet, gördüğümüz her şeyi ya renklendirip güzelleştirir ya da soldurup gölgeler.

Kalbimizde iyilik varsa, küçücük şeyler bile yeter bize. Bir bardak su, içten bir gülümseme, bir dost sesi, kısa bir sessizlik… Hepsi anlam kazanır. Ama içimize kıyas, hırs ya da haset yerleştiğinde, en güzel nimetler bile eksik gelir. Sahip olduklarımızın tadını alamaz, sürekli başka bir şeyin peşine düşeriz ve çoğu zaman fark etmeden, hayatın en kıymetli anlarını kendi ellerimizle gölgeleriz.

İyi niyet, insanın iç dünyasında yaktığı bir ışıktır. O ışık yandığında, etraf ne kadar karanlık olursa olsun, insan yolunu bulur. Daha çok şükreder, daha çok fark eder, daha derinden hisseder. Çünkü iyi niyet, sadece başkalarına değil, en çok insanın kendisine iyi gelir. İçimizi yumuşatır, bakışımızı berraklaştırır, kalbimizi hafifletir.

Ama niyet bozulduğunda… işte o zaman hikayemizdeki gibi en güzel nar bile tatsızlaşır. En etkileyici manzaralar sıradanlaşır. En samimi sözler anlamını yitirir. Hayat çoğu zaman olduğu gibi değil, bizim onu nasıl gördüğümüzdür. İçimizde büyüttüğümüz duygu, zamanla hayatımızın tadına dönüşür.

Eğer kalbimizde sevgi, iyi niyet, şükür ve sadelik varsa; hayat tüm kusurlarına rağmen bize güzel görünür. Ama içimizde doyumsuzluk ve huzursuzluk varsa; en parlak anlar bile elimizden kayıp gider.
Hayatın tadı, çoğu zaman elimizdeki narın kendisinde değil, ona uzanan kalbimizin niyetindedir.

Hayat aslında bize sunulmuş, içi güzelliklerle dolu altın bir tepsidir. O tepsiden ne alacağımızı belirleyen şey ise dış koşullar değil, iç dünyamızdır. Ne kadar çok sevgiyle bakarsak, o kadar çok güzellik görürüz. Ne kadar iyi niyet yayarsak, hayat da bize o kadarını geri sunar.

Çünkü sevgi ve iyi niyet, eksildikçe azalan değil; paylaşıldıkça çoğalan tek zenginliktir ve insan, kalbinde neyi büyütüyorsa, sonunda hayatında onu yaşar.

Joseph Murphy’nin çok sevdiğim kitabından bir alıntıyla yazımı sonlandırmak istiyorum:

“Ne kadar çok sevgi ve iyi niyet yayar ve sergilerseniz, size bir o kadar daha fazlası gelir...”

YAZARIN DİĞER YAZILARI