Köşe Yazısı

GökkuşağıM ...

“ Eğer o gökkuşağı hepimizin içinde var olabiliyorsa ..!” “Sen Gökkuşağımın hangi tarafından, Hangi rengindensin? “ “ Sağımdan mısın, solumdan mısın?” 
“Yoksa sağımın sağından, solumun solundan mısın ?

GökkuşağıM ...
04-06-2026 16:08
04-06-2026 16:11
Google News

“ Eğer o gökkuşağı hepimizin içinde var olabiliyorsa ..!”

“Sen Gökkuşağımın hangi tarafından, Hangi rengindensin? “

“ Sağımdan mısın, solumdan mısın?”


“Yoksa sağımın sağından, solumun solundan mısın ? 

“Sen benim hangi diğer bir yarım, hangi bir rengimin parçası, Hangi bir güzelliğimin, diğer bir bütünündensin?”

Belki de mesele;

hangi renkten olduğumuz değil...
aynı gökkuşağının altında birlikte durduğumuzu hatırlayabilmekte.

Bir renk, diğer bir renkten üstün olabilir mi?
Mavi olmadan gökyüzü,
Yeşil olmadan toprak,
Sarı olmadan güneş,
Kırmızı olmadan hayat,
tamamlanabilir mi?

Yoksa güzellik;
birbirine benzeyenlerde değil,
birbirini tamamlayanlarda mı saklı?

Ve yine soruyorum...
Eksildiğim yerde tamamlayan mısın?
Sustuğum yerde konuşan mısın?
Göremediğim yerde gösteren misin?
Yoksa...
Benim başka bir bedende yürüyen,
unutulmuş bir parçam mısın?

Gökkuşağına her baktığımda
aynı şeyi görüyorum.
Renkler birbirine dönüşmeye çalışmıyor,
Hiçbiri diğerini yok etmeye uğraşmıyor,
Sadece yan yana dururlar.
Ve birlikte güzel görünürler.
Belki de bütün mesele buydu.
Belki de bütün mesele hâlâ budur.


Ve biz..: “Aynı gökkuşağının hangi tarafında buluşacağız? “

Ben hangi renginizim?
Hangi hikâyenizin,
hangi sofranızın,
hangi türkünüzün,
hangi duanızın,
hangi özleminizin içinden geçerek geldim?

Ata tohumları Anadolu’nun yedi renginde buluşmuş insan oğlu Evladı!

Soylarında; farklı Mezheplerin, Irkların, karmasını Yedi göbek kanında taşıyarak,
Geçmişten bugüne, genlerden gelen kalanlarım.

Gençliğine emanet ettiği “Türkiye Cumhuriyeti kurucusu: Mustafa Kemal Atatürk ün” inkılaplarıyla (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik) büyüyen bir neslin parçasıyım.

Canan’ı Can’dan öte görebilenlerle Ancak; inanmakta olan :Aksi hallerde, Gösteriye davet çıkaran tüm koşulsuzluklara rağmen;
Irkları ve mezhepleri kanının önüne bir an bile geçemeyeceklerim.

Her şeyden önce Anadolu toplumlarındaki, farklı renklerin güzelliklerinden doğan; Kocaman bir bütünün parçası olduğunu kabul edenlerim.

Yüce Anadolu’nun; doğusunun, batısının, kuzeyinin, güneyinin, her bir karış toprağının kendine has geçmişiyle, insanlık tarihinin en özünü taşıdığına inanmakta olanlarım..!

Alimlerini, Dervişlerini, Zatlarını,
Tarihte..: yedi göbek öte den gelen; tüm inançlardan, farklı ırkların bilip bilmediğim İdeolojik şekillerine kadar kabul edenlerim!

Tevafuk karşılaşmalarla buluşturulduğum bütünün; her bir parçasında hatırlamaya çalışanlarım.

En güzel komşularımdan, eşlerimde, 
En iyi dostlarımdan, 
Aynı acıları yaşadıklarımayım!

Bütün yönlerin ortasında duran,
aynı hikâyenin farklı cümleleriyim..

Belki de bu yüzden...
Birbirimizi tanımadan, adını bilmeden, düşüncelerini duymadan önce, aynı toprağın hikâyesine karışmıştık.

Hepimiz! işte bu yüzden ; Kültürlerin birleşmesiyle : Özünden Yeniden doğmuş bir Millet Olduk. 

Olamadığımız kadar, Yargıladıklarımızı; seçimlerin bedellerinde ödeyerek bulduk!

Neden aynı toprağın çocukları olduğumuzu hatırlamakta zorlanıyoruz?

Kaybettiğimiz herkes…
Hangi görüşten olursa olsun,
hangi kimliği taşırsa taşısın,
hangi inanca sahip olursa olsun,
aynı gökyüzünün altından uğurladığımız insanlar değil miydi ?

O halde…
Neden birbirimizin acısını sahiplenmekte,  yarasını kendi yaramız gibi görmekte, zorlanıyorduk ?

Bugün sınırlarımızın ötesinde savaşlar büyürken,
yangınlar şehirlerden yüreklere sıçrarken,
insanlar evlerinden, sevdiklerinden, hayatlarından koparılırken…

Güvende olduğumuzu, Ateşin sadece düştüğü yeri yakacak olduğunu mu sanıyoruz ?

Yoksa bir gün,

aynı ateşin hepimizin kapısına dayanacağının farkındayız mı ?

Belki de mesele…

Kimin haklı olduğu değildir.

Belki de mesele…

Birbirimizi ne kadar duyabildiğimizdir.

Belki de mesele…

Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan,
birbirimizi anlayabilmeyi öğrenebilmektir.

Çünkü gökkuşağı…

Renkler birbirine benzediği için değil,
bir arada durabildiği için güzeldir.

Ve ben hâlâ soruyorum…

Eğer hepimiz aynı gökkuşağının renkleriysek;

Neden birbirimizi eksiltmeye çalışıyoruz?

Bize farklı düşünceler;
demokrasinin zenginliği olarak öğretilirken,
aslında bütün renklerin hepimizin içinde var olabileceğini mi anlatmak istiyordu.?

Bilmem ama şu kesin; Bu yüzyılın Anadolu’sunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında yaşamaya devam eden fertlerden biri olarak: Birbirimizle tamamlanmamız.

Bugünden dönüp geçmişe baktığımızda;
Sesini yükselten diğer Türk milletleriyle,
kardeş halklarla, ortak tarih ve ortak vicdanla el ele verme zamanı gelmişken; 

Neden kötülüğü büyütmek yerine,
iyiliği örnek alacak şekilde çoğaltmıyoruz?

Bu kadar büyük bir birlik mümkünken,
neden kendi içimizde savaşmayı başlatıyoruz?

Düşüncelerimde bulduğum bu sesleri;
belki de insanlığın yeniden birbirini sevmesine doğan ihtiyaçtan şu sözlere taşıdım.

Bu Anadolu’ya evlat doğuran tüm Analara,

Bu toprağa tohum atan tüm Babalara,

Tüm Türk gençliğine,

Cumhuriyetine sahip çıkanlara,

Halkını sevenlere,

Milletini koruyanlara,

Tüm inançlara,

Ve hatta inanmayan ama içinde küçücük bir ışık taşıyan herkese…

Vicdanını aklatmayı başarmış,

ışığını parlatmış,

bu dünyanın içinde iyilik bırakmak isteyen tüm ruhlara seslenerek soruyorum:

Tüm insanlığı,

tüm inançları,

tüm farklılıkları,

hoşgörüyle kabul eden bir anlayışta buluşamaz mıyız ?

Oysa…
Yeryüzüne inen bütün öğretiler;
insana kendinden öteyi görebilmeyi öğretmek için değil miydi?

Allah’a yaklaşmanın yolu;
yaratılmışı yaratandan ötürü sevebilmek değil miydi?

Birbirimizi ayırmak için kullandığımız bütün isimler, sıfatlar, kimlikler…

Aslında aynı kaynaktan doğan farklı renkler değil miydi?

Belki de bu yüzden…
gökkuşağının nasıl doğduğuna defalarca şahit olmamış mıydık?
Ve görmemiş miydik ?

Gökkuşağı,

tek bir renkten doğmuyor.

Tek bir bakışla tamamlanmıyor.

Yağmurun da gerekiyor,
ışığını parlatmanda gerekiyor,
görebilecek bir gözün de gerekiyor.

Belki insanlık da böyledir.

Belki biz de böyleyizdir.

Birbirimizin renklerini kabul etmeyi öğrendiğimizde görünür oluyoruz.

yan yana durabildiğimizde,
Düşen yağmur damlasından tekrar nasıl yükselebildiğimize şahit oluyoruz.

Bazı gökkuşaklarının
başladığı ve bittiği bir yer yoktur.
Onlar; bakan gözün ufkunda doğar.
Ve insan’ın kalbinin ulaştığı yerde görünür olurlar.

Kimileri gökkuşağının sonunda bir altın hazine arar.

Kimileri o hazineyi koruyan görünmez bekçilerin hikâyelerini anlatır.

Ben ise…

Gökkuşağının altındaki hazinenin;

birbirini anlamayı başarmış insanlar olduğunu düşünürüm.

Çünkü bütün renkler bir araya geldiğinde;
altından daha kıymetli bir şey doğar:

Birlik.

belki de en başından beri söylemek istediğim şeyde buydu…

Ve Sen..
Aynı gökkuşağının altında,
aynı ışığın içinden geçerek,
yeniden buluşabileceğim hangi rengimin güzelliği, hangi bir Parçamın tamamlayanısın..?


GökkuşağıM …

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ÇOK OKUNANLAR
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
ANKET TÜMÜ
16 yaş altındakiler için sosyal medya yasaklanmalı mı? / Sollte Social Media für unter 16- Jährige verboten werden?
ARŞİV ARAMA
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ